Ne Seni, Ne Beni, Ne Bizi.

Ne bıraktılar bu yolculukta beni benle beraber,
Ne bıraktılar seni sana yanlız,
Ne de izin verdiler “biz” e
Ne güzellikler, ne aradığımız sesler
Ne de hayaller kaldı.

Acı verdi süresizlikler
zamanla silinip gidecek
belkide bizi de silecek
silinmez lekelerle
iz bırakarak
beyaz bir yaprakta
arkasında kapkara kocaman bir işaret bırakarak

Acı yok, aşk yok, merhamet yok…

Berkant

Beyaz ve Sen..

 
Bu bir yasak aşk öyküsü çokta acıklı
birazdan evleniyor yarim ondan bu acı
birde başımda dönüyorken bizim bu şarkı
mutluluk hediyem şarkımda senin olsun

Ey Tanrım dayanabilirmiyim buna ben
yardım et çıkart onu al aklımdan lütfen
taşıyamıyabilirim düşerim birden
nede güzel olmuşsundur beyazlar içinde sen

sensizliği paylaşırım yalnız evimde
yokmuş böyle bir acı ne yerde ne gökte
attın imzanı kıydın ikimizede
çektim kendimi sen mutlu ol dünya evinde

şarkımızı söylüyorum sakın ağlama
kıyamamki sana benim olamasanda
hani sana o ilk canım değşşim varyaaa
çınlasın kulağımda her bu şarkı çaldığımda

Rober Hatemo

İstanbul Ağlıyor

trende biletsiz sevdalar vardı
vagonlar kaçaklara göz yumarlardı
aksada yüreklere kar pınarları
sevdanın arkası var ardı bahardı
istanbul ağlıyor sen ağlıyorsun
hadi git git artık (sevdiğin bekliyor)
ne duruyorsun
yolcular
hep kaçak bizse
tutuklu
gözler ağlıyor
tutkulu çocuksu
yıldız avlarım göğün mavisinde
her dem bakışlarını gözlerinin deryasında
pusu duran ellerimi sana tuzaklarım
her tetik düşürdüğünde gözlerin
ölüme az kalır
yanlız gördüya
gelir bende kalır
yanlızlık uzar geceler
istanbul a yağmur yağar karla karışık
karı ayıklar yağmur kokularını alırım
koynuma ot koyarım
göz ucuma anlarım
yine yangın yine hasret
yıkanan istanbul dan düşen payıma
bide yüzünün giderken ki ıslaklığı
gül damlası düşmüş ateş yurduydu
dağlara dil uzatan narlı kuyuydu
yağsada gönüllere gam geceleri
ceren yarasında aşk(dert)büyütürdü
istanbul ağlıyor ben ağlıyorum
hadi kalk gel artık dayanamayıyorum
yolcular geldiler
sen yoksun içinde
yüreğim can veriyor
acılar içinde
Gülay'dan

Yakan…

sebebsiz yere
sevgini vermek
yakan seni,
güçsüz bir aşka gönül vermek
yakan seni
farkındasız bir insana
farkındasızlıgını anlatamamak
sesini gecelerle paylaşmak
güçsüzlüğünü anlamak
olancasına rağmen..

Berkant…

Hıçkırmalısın… Yoksa ne anlamı var…

Hep birileri, hep yaşamış, aynı şeyler…
Acaba bizde hıçkırıyor muyuz?

Burda sözler:

Click to continue reading “Hıçkırmalısın… Yoksa ne anlamı var…”

Hırçın bir sahil.

Prestige..

Son yıllarda izlediğim iyi filmlerden. Eski zamanlarda geçiyor. Sürükleyici  tahmin edemeyeceğimiz bir biçimde sonuçlanıyor. En azından ben tahmin edemedim. İzlemenizi tavsiye ederim.

Biraz mistik biraz duygusal biraz da kendinizden bulabilirsiniz.

Değer…

You gave the name : “Nostalgia”

nostalgia.jpg

Come again to me…
Come again and take a small flower
Into your hand,
Not from your arms
From your heart
Again give it to me
Want to feel and want to smell it again
Want to keep it in my heart with your soul
Not from flower, from your feelings
Come on again
It must be like returns back to you
Come my love
Come to my heart
Not only love,
It must be founded from us
It must take all my soul
Come again my lover
If you wont,
Send me what I gave youAnd
Again make me breathless
Berkant…

Dökülen bir yapraktan bana düşen.

Uykuların saadetine inanma sakın
ben uyurken beni izleme
izleyeme beni
bana acı vermeye devam et farkında olmadan

farkında olmadan yaşa ve unut beni
unut beni,
bana veremediklerinle beraber
vaatlerini hatırlama sakın
sen ve onlar uzak iki kavram olsun
kavramları benim adıma kurma
veremeyeceklerini söylediğin gibi
inanma da bu aşkın gücüne
inanamayacak kadar güçsüzsün

Sevme beni eger ölesiye olmayacaksa
bendeki öleyise bekleyişleri ruhuma bağlama sakın  

sen ve ben
Ve üstüne eklenmiş
uykusuzluğum
kal ve yavaş yavaş derinlerine in
dikenlerini batırdığın kalbimin
indikçe derinlerinde dikenlerini hissedemeyecek
yeni kalplerde yaşat
vefasız sevdalarını…

Berkant…

  

Ankarada Bulutlu Bir Gün..

Camdan bakmamıştım gökyüzüne, meğer beyaz bulutlarla kaplanmış bir hüzünlü hava var Ankara’da. Yağmur  yağacak diye umutla bekliyorum, bakalım ağlayacak mı bulutlar bakalım yıkacayacaklar mı yine.

Tutulmuş bir kalem var elimde, yeni moda olanlardan üstünde bir sürü harf şekil vs. var. Yazmak bile değişti artık. Yazmanın adı bile değişti kalem gitti klavye oldu.

Değişti belki değişim sürecinin yönü, sürec olmadı bitiş oldu. Değişti belki senin adın yönü sen değil senin sevdan oldu.

Değişmeye devam edecek herşey, bu devinim sürdükce. Değişim de çarkların arasında değişecek, sen değişeceksin ben değişeceğim, gözler değişecek,

Acı vereceği gerçeği değişmesede. Acı da değişecek yara olacak. Onlar da bir gün değişip toprak olacak.

Sevgiyle…