Opened Flower.

almost-perfected.jpg

One day, 
You ll see what do u want to see,
One day 
I believe till my bones and muscles
One day, 
I feel.
One day 
You ll be,
a part of sun
a drop of water
a piece of ground

and whole parts ll make a flower,
which is open in your heart…

 Ankara,21/05/2007

Bir western filminden…

Sevdigi kadın ayrılırken, dediği çok manidar:

“Ne yazıkki hayat hissettiklerimizden değil, yaptıklarımızdan ibaret”

Aşklara Aşı Yapılır mı ?

Fazla ayrıntıya girmeden yazılmalı :

Küçük çocuklara aşı yaparlar, biz de küçükken aşı olmuştuk, merak edip sorduğumda bunlar zayıflatılmış miktoplar, vucut bu mikroplarla savaşmayı ögreniyor ve onları yeniyor sonra güçlü mikroplar gelince daha kolay iyileşiyorsun demişlerdi.

Şimdi aşklarla aşının ne alakası var? İlişkileri sorgulamaya başladığımızda belki birazcık anlayacağız. Bence sorunsuz ilişkiler en kolay biten ilişkiler oluyor çogu zaman. Birşeyleri aşamamış oluyorlar aşılanmamış oluyorlar. Mücadele etmiyorlar düşmanları yenmekle ne zayıflatılmışları ne de kendiliğinden zayıf olanları. Ne de güçlü mikroplar gelince onları yenecek direncleri oluyor.  

Buna karşın beraber zorlukları yenmeye alışmış iki ama tek kişi olanların beraberlikleri uzun ömürlü, vefalı, güçlü  ve daha, nası desem “daha” oluyor evet “Daha”. 

Zorluk görmemiş ilişkilerin sonunu görmek ise zor ama bitişini tahmin etmek kolay ilk felakette “hoşcakal”. Sonucta yaşanan gırla giden ”seni seviyorum”lardan ibaret oluyor. Maalesef ki içi boş, ama çok değerli iki kelimeyi katlediyoruz.

Katledenlerden olmamak dileğiyle.

En azından bir doğru..

Seni hiç sevmedim diyecek kadar cesaret yüzüme karşı,
Sıyrılıp içindekilerden hellalik istemek korkak sevdana,
Yaşarken zaten karşı olmaları,
Yaşamamış olmayı iste çaldığın sana katılan dakikaları…

Dakikalar ki anlamsızlaşan gitgide…
Bir koca yalan gibi.

Bir Kadında Neler Olmalı…(1)

Hemen bir neden sorusu olabilir, Neden başlık bir erkekte neler olmalı değil diye. Ben bu kısmı bayan bloggerlara ve muhtemel yorumculara bırakmak istiyorum.

Konuya nerden girmek gerekli acaba diye düşünmekteyim ama bence bana şu sıralar en yakın olan fikirlerimi paylaşmalıyım.

Ama hem yorgunluktan, hemde okumayı sevmeyenleriniz için kısa bir cümle yazmak istedim.

Aglamak yerine, mücadele etmek. Sözlerde kaybolmak yerine kendine doğru düşündüğü mantığı karşısındakine mal etmek. Anlatmak yerine anlamak. Suçlamalar diye nitelendirdiklerini anlamak. Anları değil tümünü düşünmek. 

Ama yok yok bunlar “erk”e sahip olanda olmalı ve başka şeylerle beraber. Bir kadında neler olmalı bunu bırakalım özgür iradeleri karar versin.

Unutmanız dileğiyle size tüm acı verenleri yada en azından kontrol edebilmeniz.

 Berkant,  01:00, Ankara, Yıldızların altı.

Anlatmak için güç, güç için cesaretlendirme…

Zamanlama iyi ise üzgün bir ifadeyi görmek anlattığınızda kendinizi karşınızdakine, güçlü bir aşkı görmek destegini hissetmek arkanızda, yada karşı çıkılamayanlar adına feda etmek bir çok yaşanmış seneyi ve gelecekteki seneleri, yorumsuzdur.

Ama yansıları etkiler sizi. Çeşitli şekillerde :yalnız olduğunu anlamak gibi. Bunun için hayatta seneler geçmesi gerekiyor bazen, bazen yalnızlığı algılayamıyor ve birliktelikleri düşünüyorsunuz. Esasen birliktelik diye birşey yok çünkü cesetlerin yanyana gelmesi o kadar zor bir durum ki. Hep mantıklı yada mantıksız bir çok sebep bir çok güçsüzlük yada farklılıklar.Yada yanyana iken hissedemeyişler.

Ama engel yok ruhların bir arada bulunmasına, ruh kimi isterse onunla beraber. Ama ruhlarımız cesetlerimizle bu maddi dünyada varlık buluyor ve yaşamını yeni yaşamının başlangıçına kadar sürdürüyor. Yani ruh bedenden, beden ruhtan etkileniyor. Tekil olarak ruhum seninle demek te bilemiyorum ne kadar gerçekçi. Zaman çarkının yıkıcı etkilerine karşı.

Bu etkileşim kimi zaman diğer cesetleri, ruhları yada birlikteliklerini etkiliyor. Benim gibi düşündüklerini yazan adamlar bazen diğer insanlara kendini anlatamıyor, anlatsada anlaşılamıyor belkide. Karşımızdakiler ve kendimiz için, bu noktada, herkes şu soruları sorabilir: Neyi yaşıyoruz ? Nasıl yaşıyoruz ? Kurallar ne olmalı ?

Bence bu soruların hepsi insanın kendi yaratılış gerçeğinde yani fıtratında saklı. Birde neyi ne kadar yapmak istediğine, nasıl ve hangi kurallara göre  yaşamak isteğine bağlı. Birde en önemlisi bunların hepsini başarabilecek güçlü bir karekterde olmasına tabiki insan denen ceset ve ruh birlikteliğinin. Bu güç olduğu zaman soruların cevapları çakıştırılabilir ve birlikteliklerin birliktelikleri ortaya çıkabilir.

Ben şaçlarımdaki beyazlamaları görerek belki biraz üzgün ama bir o kadar kontrollü, acı çeksede gerçek hedefi yüreginde taşıyan biri olabilmeyi başarmak istiyorum. Bu yolla herkesin Allah yardımcısı olsun.

Birlikteliklerinizi başka bir birliktelikle mutlu edebilmeniz umudu, sevgi ikliminde bir sabah uyanıp, mevsiminizi değiştirmeniz dileğiyle.

 Berkant, 17/05/2007, Balgat

Yalanları Anlamak…

Artık 30′ lu yaşlara geldiğim şu günlerde halen kendime kızgınlığım, hala hislerime güvenmeyişimin, hala kendim gibi düşünmenin herkesi, hala aşka inanmanın  acısını acı bir şekilde içimde hissediyorum. Eee hayatın acı gerçekleri.

Hala aşkın varolduğunu düşünmek koca bir yalan. Bu yüzyılda da olsa sevginin varolabilceğine ilişkin inancım ise artık azaldı.  Bu tarz kavramlar yavaş yavaş bitiyor içimde. Allah’tan karşıma bu güzel şeylerin varlığının olabileceğini kanıtlayacak şeyleri karşıma çıkarması için dua ediyorum.

Tabiki bu durum kendimi defalarca yargılayıp, geri dönüp baktığımda hayatımda yaptığım hataları anladığım zaman neden o zaman yapmam gerekeni yapmayışımın bana şu an verdiği acıyı azaltmıyor.  

O yaşanan bazı zamanlar aklıma geldiğinde gelecekte olanların sinyallerini alamayışımın, anlayamadığım için de geleceğime yönelik verdiğim kararı bir kibrit gibi yaktığımı düşündüğüm geliyor aklıma. Halbuki yaktığım kibritleri zannettiğim gibi ateşe değil, suya atmışım. Bundan sonra diyorum, bundan sonra ama bu da giden zamanı geri getirmiyor.

Giden sadece zamanda değil, saflık gidiyor, güzelliklerin gidiyor, değerlerini verdiğim insanların o değerlerimi başkalarına aktarması oluyor giden çoğu zaman. Halbuki bunlar benden çalınanlar. Benim olmalılar, bende kalmalılar, hak edenlere verilmeliler. Hakedelerle beraber ölünceye dek beraber yaşanmalılar. Ama öyle oluyor maalesef ki senden alınanlar yalanlarla, haksız bir şekilde hiç istemediğim insanlara dağıtılıyorlar hunharca belkide.

Geriye ise kalan sadece Allah a şükür ki var olan hesap günü geliyor. Bu durumu geriye kalan olarak tariflemek de doğru değil. Esas olan bu hesap günü. Herkes herkesten hakkını alacak. Bense çoğunluğa helal etsemde hakkımı, etmeyeceklerim de var. Belkide hesap günü olacakların bir kısmını bu dünyada göreceğiz. Bilemiyorum o kadar geniş bir açıdan değerlendiremiyorum. Allah bilir ne zaman ne olacak.

Ve ders çıkarmaya başlıyorsun, sorguluyorsun: değerli bir şey var elinde diyorsunki eger ben bunu verdiysem karşılığında ne gibi bir karşılık aldım. Ne yazık ki anlamak her zaman kolay olmuyor, isteyerek yada istemeyerek yalanlara kanıyor ve devam ediyorsun.

Sonra dönüp bakınca 1 kilo altın karşılığında kocaman bir hiç var elinde. Bir de bunun gibi acıyı anlatan milyonlarca yazılardan bi tanede size yazdıran bir duygu.

Demekki doğru testleri geçemeyen, değerini ispatlamayan hiçbirşeye inanmamak lazım. Örnek vermek çok kolay, temaya uygun olsun diye sevgiden örnek verelim.  Kolay değil kolayca  söylenen söz “seni seviyorum”. Nası seviyorsun beni ?  : 3 senedir beraberken 3 günde ayrılarak mı ? , Yada aşkından ölüp aynı anda başkalarıyla beraber olarak mı ? , Yada ben derse geç kaldım diyerek mi ? Yada ilk fırsatta kendini tercih ederek mi ? Yada yazılarını okumadım hayatım arada bakıyorum mu ? Yada Sana diyecektim sevdiğimi ama diyemedim diyerek mi ?  Artık bilemiyorum tonla yazılır durur burda, herkesin bir hikayesi var onlara göre. Ama gerek yok. Gülüp geçmek lazım. Ne demiş atalar: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Atalar bu işi biliyor.

Neymiş? Nasılki denemeden ,yürekten daha değersiz olan, mamülleri almıyorsun. Aşkını da deneyeceksin ama ne kadara az acı ile ayrılabileceksen o zaman. Sonradan çok acı veriyor. Hem sana diyorlar çaresizim filan, halbuki orda denilmek istenen sen çaresizsin. Ben seni aldattım. Günlerim güzel geçti benim artık sen başının çaresine bak. Seninle geçirdiğim o güzel anların hatırına ve tadından bırakamadığımdan…

Birde garip atraksiyonlar olabiliyor ne için yapıldığını anlamak için müneccim olmak lazım. Belkide inciten insanları. Belkide bizim anlamadığımız sevgiyi anlatan ama anlatamayınca anlamsızlaşan…

Ama bunlarda bu hayat yolunda tecrübe olacak. Bazı şeyleri ögrenmek için bir kez yaralanmak yetmiyor demekki. Bir ikincisi gerekli. Artık bundan da ders alamazsam zaten demekki problem bende.

Bu yazıda belkide bazı kavramlar ağır ithamlar oldu sevgiye yönelik, bunlar benim düşüncelerim, hissettiklerim. Ama hayat bu herşey, her duygu, aynı isimlerle yaşansada farklı yansılar buluyor her insanda.

Herkesin kendi tarzı farklı olabilir ama inanma noktasına gelince. Tek güvenebilecegimiz Allah’tır, O’na güvenmek, O’na sevgimizi vermek, O’nun yar ve yardımcımız olması için dua etmek gerekli.

Yoksa dünyevi sevgilerle avunmaya çalışıp her defasında acı çekmeyi göze almalıyız. Faydasız da değil esasen acı : yazarlık, şairlik gelişiyor. Ama bence siz mutluluğu tercih edin. Şair yazar yeterince var.

Herkes sevdigiyle beraberdir. Sevgi böyle birşeydir. Her ne olursa olsun, bu dünyada gerçek sevgilerde var, tıpkı benimki gibi. İnanmıyorsanız test edin.Test etmek için önce gözlerime bakarak başlayın lütfen. Diğerleri size kalmış,  geçemezse içtenlikle sevgim, beni vurun. Kıpırdamayacağım.

Sevilmeye layık olan her sevgiliye sevgiyle.

Berkant.
Ankara, 14 Mayıs 2007, 02:40

Sevda Tavsiyeleri-I

Eğer birisini sevmek istiyorsan önce bakacağın kim olduğu değildir. Ona ne kadar güvenebilirsiniz ? Ne kadar güçlü ? Ne kadar fedakar ? Acı çekmek istemiyorsanız birisi eksikse başlamayın.

Size değil ama yüreginize yazık olur.

Bir Köy Hayali…

Herkes izler, herkes izlemiyorum desede. Herkes sever, sevmiyorum desede.

Bir hayal belki şu durumda, bu modernlikte ama özlenendir bence… diğer ekleneceklerle.

Evin erkeği tarlada çalışır evlerinin önündeki tarlada, güneş tam tepede, sıcak, çalışmak zor . Ama evin erkkeği bilir ki hanım bekler onu evde güleryüzle, bebe bekler onu kimisi farkında olmayacak kadar küçük olsada geldiğini. Varınca kucağına alacağını bebegini, diğerinin bacağına sarılağını, hele hanımının hoşgeldin bey deyip kucaklamasını. Bilir bunları ve ne sıcak ne de yorgunluk aklına gelmez.  Rızkını kazanmak için onlar için çalışır.

Eve varır akşam olunca, hanım gelir alır üzerini başını, siler terini, yemek hazırdır otururlar yemeğe yemekte ayran bulgur pilavı Allah ne verdiyse. Akşam olur üzerinde çay pişer ocağın, çayla içilir yer yatağı  serilir.

Sarılıp uyunur… Samimiyetle … Kuşkusuz… Sevda ile…

Devam edecek…

Berkant.