Beyni Rölantiye Almak…

Akşam eve gelmek üzere işten çıktım. Biraz dinlendikten sonra yapacağım şeyleri aklımda toparlarım diyordum kendi kendime.

Vaktin erken olduğunu gördüm, 2 gün sonraki toplantıma hazırlanmak amacıyla berbere gitmenin iyi bir fikir olduğunu düşündüm. Ayrıca beynimdeki düşüncelerin dönüş hızı biraz yavaşlayacaktı. Kısa süreceğini düşünsemde, orda birde baktım olay benim saçlarım üzerinde bazı antrenman yapmaya geldi. Epeyce uğraştılar :) Yıllardır arkadaşlarım olduğu için keyifli bir 1 saatti. Öyleolmasa tam bir işkence olabilirdi….

Sonra alışveriş yaptım. Halen düşüncelerin dönüş hızında bir değişiklik yoktu, neyse artık evde dedim. Evin yolunu tuttum…

Eve geldiğimde değişen birşey yoktu yapmam gereken bir ton işi sıraya koymak yerine bir o tarafa bir bu tarafa koşuşturdum durdum.  Bir şekilde bazılarını tamamladım ama ne yediğim yemekten, ne içtiğim çaydan ne de sigaralarımdan birşey anlamadım. Her yerde tonla kağıt okumam için beni beklerken bunlara birazda elektronik dökümanlar eklendi.

Halen rölantiye alamadım beynimi. Dolayısıyla iş üretmek zor oluyor. Enerjimi koruyarak yarın sabahın erken saatlerine bıraktım iş üretme kısmını. Ama halen bir yol bulmuş değilim beynimi dinlendirmek için.  Muhtemelen uyumaya çalışırken de aynısı olacak ve bir kaç saat kitap okuyacağım. O sırada uyuyakalırım herhal :)

Nası Pöyle Bişi Yaparsın :)

:) Ben güldüm belki sizde gülersiniz.

Ekonomik kriz yüzünden büyük para problemi olan Temel, çocuk kaçırıp fidye istemeye karar vermiş.

Şehrin büyük bir parkında çocuğun birini gözüne kestirmiş.

Önce bir not yazmış: Çocuğinu kaçurdum. Bunu yaptuğum içun üzgünum ama kusura pakma çünki gerçekten paraya ihtiyacum var.
Yarin sabah saat 7′de parktaki filanca ağacin altina bir siyah çantada 5 milyar getur.

Click to continue reading “Nası Pöyle Bişi Yaparsın :)

3:10 to Yuma

Bu film hakkında söylenecek fazla birşey yok. Sahneleri çok beğenmedim.Vakit geçirmek için gidilebilir. Ancak sonu öyle garip bitiyorki hiç bir anlam veremedim. İhanet dolu… Zekada görünüyor biraz, DVD sini kiralamak mantıklı.

Pirates of the Caribbean: At World’s End…

Vizyona yeni girecek bir film. Eglenceli fantastik bir macera arıyorsanız tam size göre :) Tabi filmde bazı yerleri kaçırmamak için serinin 1. ve 2. filmlerini izlemiş olmanız gerekiyor. Bi dünya bilmece ile geçer filmi anlamak içinde uğraşmak gerekmekte.Ancak sinemada izlemeye değer. Efektler ve kostümler bence güzel… İzlerken eğlendim. E ben eleştirmen değilim bu kadar….

Su Misali, Orhan Ölmez

Su misali: Su, akar, durulur, dalgalanır….Yada benimki gibi hep fırtınalıdır…

Sözler:Su Misali
Dinlemek isterseniz…

Şimdi çok uzakta kalmış bir baharsın
Kalbimin derinlerinde bir yalansın

Şimdi çok uzakta kalmış bir baharsın
Kalbimin derinlerinde bir yalansın

Click to continue reading “Su Misali, Orhan Ölmez”

Bir Resim… Hoşuma Giden…

Yoruma gerek yok.

Tansiyon…

Bugünlerde toplumda tansiyon yükseldi. Biraz önce evime doğru gelirken yapılan bazı protestolara denk geldim. Hepsi güzel hepsi de yapılması gerekli belki. İnsanlar içlerinde duydukları öfkeyi açığa vurmak istiyorlar. Bu duruma saygım sonsuz ancak bu hareketlerde de çok dikkatli olmak lazım. Kötü niyetli insanlara prim yaptırmamak lazım. Her toplum hareketi lehyte olabileceği gibi aleyte de kullanılabilir çünkü.

Bu durum bir günlük bir olay değil bir geçmişi var. Son olayla birlikte, bazı akımların yükşelişe geçtiği ve körüklendiği izlenimi var bende. Olması gereken körüklenerek değil mantık ve düşünce çerçevesinde bir yükşeliş olması hangi akım olursa olsun. Bu akımların en önemliside Ülke sevgisi ve gelişmeye olan zorlukları aşmaya yönelik olan inancımız olmalı; her hangi bir ad vermeden.

Biz millet olarak biraz çabuk etkilenen ve galeyana gelen bir yapıya sahibiz. Ancak içinde yaşadığımız yüzyılda herşey planlı ve her hareket kabul edilsin yada edilmesin birileri tarafından güdümlenebiliyor.  Son yapılan terör eyleminde bugüne kadar kullanılmayan bir yöntem kullanılıyor, ağır silahlar ortaya çıkıyor ve sonra dünyadan bazıları beklenen şekilde bazıları beklenmeyen şekilde yansımalar geliyor. Dolayısıyla iyi bir şekilde olayları süzüp, değerlendirmek ve Ülkemiz için en iyisinin ne olacağına karar vererek hareket etmek gerekiyor.

Çin İşkencesinde Yeni Yöntem…

Çinlilerin işkence yöntemlerinden bahsederler. Hatta Çin işkencesi yapma bana diye de bizi çok bunaltan insanlara söyleniriz. Çağımızda aslında hepimiz çin işkencesinin önemli aygıtlarından birini yanında taşıyoruz.

Çin işkencesinde: adamın kafatasında jiletle bir yeri yaralarlar ve damlayan su yaranın üstüne gelecek şekilde su damlayabilen bir hazneyi insanın kafasının üstüne koyarlar. Su tuzludur ve her su damladığında insana acı verir, birde kafatasında olunca siz düşünün artık. Su damlası ne zaman düşecek diye tahmin etmek, o acıyı ne zaman hissedeceğini beklemek en sonunda insanı çıldırtır(mış). Allah korusun bu durumlara düşmekten.

Şimdi işkence cebimizde. Hepimizin cebinde cep telefonu var, hatta bazılarımızda 2-3 tane.Telefonların işkence ile ne alakası var demeyin. İyi güzel haberler aldığımız kadar kötü yada sıkıntılı haberler alabiliyoruz. Yada en azından o stressle yaşayabiliyoruz. Ya çalarsa ya çalınca şöyle olursa, ya… . Hem umut oluyor ordan gelecek haberler hemde stres yaratıyor beklentiler.

Bize sürekli pompalanan, sms yetmez multi medya sms atın o da yetmez direkt video bağlanın biz para kazanalım şeklindeki kampanyalara rağmen cep telefonları her zaman “ooo sevgilim sana selam , bak sünnet ettirdik oğlanı, göstere amcalara” haberleri için kullanılmıyor.

Tam en mutlu anınızda patronunuz arayıp çabuk buraya gel diyebiliyor yada bir müşteriniz arayıp moralinizi bozacak cümleler kurabiliyor.(Örnekler arttırılabilir) Tabiki bu ihtimaller her zaman var cep telefonları olmasada başka yöntemlerle aynıları olabilir. Ama bu kadar hayatımızla iç içe bu kadar yakın değil. Şu an ceplerimizde mutlu haberler kadar sıkıntılı haberlere alabileceğimiz çalınca patlayacak bombalarla yaşıyoruz :) .

Hatta bende bir antipati oluştu bazen telefonum çalsada bakamıyorum orda öylece çalıyor. Belkide bir problem yok belkide herşey süt liman ama defalarca çalıyor telefon deli ediyor adamı… Hele birde çok önemliymiş gibi arandığınız konu kocaman bir “fos” çıkınca bu durumlarda tekrarlanınca defalarca tahammül kalmıyor.

Telefonları kaldırıp atamıyoruzda… Bu Çin işkencesiyle yaşamaya devam. 20. yy. bir parça daha stress ekliyor yaşama onlarla… Kolaylıkları yok mu? Var, o kadar da olsun.

Yoksa 15 defa araşmadan arkaşlarımızla 15 m2 alanda nası buluşacağız.. :) Yada sevgiliniz size ayrılık mesajlarını nası yollayacak…Yada benzerleri…

Suratınıza bakamayacak kadar yüreksizse insanlar nasıl söyleyecekler söyleyemediklerini..
Nerden nereye bağladım bende, konusu bile stress…
(Konu biraz değişti olağan yaklaşımlarıma bağlandı gene ama idare edin artık.)

Sayıları artan yüreksizler, sayıları artan stress makineleri, sayıları artan yalnızlar…

Stressiz günler, sevgiyle…

Orhan Ölmez,Özledim…

Galiba bu gece özlem geldi yine bana. Neye özlem duyduğumu tarif edemesemde geldiler işte. Özlem şarkısı dinledim gece boyu…

Orhan Ölmez,Özledim

Sözler ve Dinlemek İçin:

Bilemezsin neler gördüm ne düğümler çözdüm
Çok yol aldım senden sonra, neler aştı gönlüm

Click to continue reading “Orhan Ölmez,Özledim…”

Yazık Bana…

Hayatta insanı başka düşüncelerle uğraşmasını engelleyecek bir işi olması. Nasrettin Hoca tabiriyle ayağını sıcak tutup başını serin kendisine de bir iş bulup derin derin düşünmemesi.

Adam bilmişl felsefeyi koymuş ortaya.  Bu gece ruhum gene karamsar bir havaya büründü. Ne yazacağımı bilemedim. İçimdekileri dökemedim. Belki de yeteneksiz bir adamım bu konuda… Yazık bane dedim… İçim cız etti… Tesellim yağmur oldu, kapalı hava oldu… Bulutların ağlaması oldu,benim yerime.