İstanbul Ocak..

İstanbul’suz duramıyorum sanırsam galiba :) Bir şekilde fazla aylar geçmeden orda oluyorum. Canımı sıkan bir çok adresten geçsemde, sevdiğim şeylerde var. İstanbullllll, İstanbuuuuullll Ocak ‘ta,  karda kışta İstanbul resimleri. Fotoğraf makinemi unutmuşum fazla güzel pozlar yakalayamadım.

[gallery=16]

Laptop Kucakta Yazılar…

Konuların aklıma gelmesi sanki uykumuzun gelmesi gibi birşey sanırsam. Uyumaya çalışırsınız da yatağa girene kadardır uykunuz. Girince kaçıverir sonra da dön dur.  Benimkide aynen öyle oldu uzanmıştım ve uyumaya çalışıyordum ama birden aklıma birşeyler geldi, bunları yazmalıyım yoksa unutacağım dedim içimden ve yerimden kalkmadan laptopuma uzandım, kucağıma aldım, başladım yazmaya yani yazamamaya  aklıma gelenler uçup gitti:) Habuki ne tatlı olacaktı. Yazacaktım ve bir daha aklıma geldiğinde gülecektim sadece. Şimdi başka bir zaman yine bu laptop aniden dinlenmekte olduğu sehpanın üzerinden kalkacak, gecenin bir yarısı bacaklarımın üzerinde, battaniye tarafından sarmalanmış ve ısınmaktan mutsuz bir şekilde yazılarımı yayınlamaya uğraşacak. Benimde zaten zor gelen uykum aynı sebepten yine kaçacak… Görende beni ne sanacak, sanki :) yüzüklerin efendisini yazıyorum. Hoş rahat rahat yazamıyorum ama olsun : ) Bu başlık güzel bir dahakine 2 3 diye seri yapalım :)

Sevgiyle…

Statpress Türkçe Çevirisi…

Gece, blogumda kullandığım istatistik plugin’in yazarı “Sizde kendi dilinize çevirebilir misiniz ?” diye sormuş bende faydalı olur umuduyla çevirdim dosyayı buradan yayınlıyorum.

Çorbada bizim de tuzumuz bulunsun. İndirmek için tıklayınız. (Download Language File).

Ankara’ya ilk kar düştü…

Ankara’ya ilk kar düştü saat 01 sıralarında, zayıf zayıf yağmakta idi. Saat 2 civarlarında biraz hızlandı ve yağdı yaklaşık 2 saat boyunca ince ince. Ben yine bilgisayar başındaydım. Özlemişim her yeri kaplayan bu beyaz örtüyü. Şİmdi baktım 10 cm kadar kaplamış her yanı kar, eskisi gibi öyle çok fazla yağmadı ama bu bile güzel geldi bana. Beyaz bir örtü her yanda beyaz bir temizlik. Tabi sabah bu kadarcık kar bile sorun çıkartabilecek bize işe giderken, bir yerlere ulaşmaya çalışırken. Altyapımız çok zayıf maalesef. Şurda özlediğimiz karın yağmasının bile tadını çıkartamayacağız.

Gene, gece ayaktayım ben tabiki .) Yarın ki planım ise uyumadan işe gitmek çünkü bu saatte yattığımda sabah kalkmakta sorun yaşayacağım o yüzden bu gece de böyle olsun varsın ne yapalım. Hem sonra kendimide eleştiriyorum, başkaları da beni eleştiriyor haklı olarak.

Uzun yıllardır bu devram böyle gelmiş böyle gider ama ben, kendi  yapmak istediklerimle tamamen uyumsuz bir yaşama biçimine sahibim.  Bu bir sorun aslında bu durumu düzeltmek istiyorum ama bir türlü başarılı olamadım. En temel problem bu konuyu çözünce diğer herşey arkasından gelecek bunu da biliyorum.

Hakkımda hayırlısı diyorum ne diyeyim :)

Sevgiyle,

X…

Eski yazdıklarımı okumaya başladım bu aralar. :) Neler yazmışım neler. Bu da “X” ne demekse. Ama enteresan bir yazı olmuş . Hep bir arama modum var sanırsam. Buyrun :

X

Olumlu düşüncenin sınırlarını zorlayan yaklaşımların limitlerinde dolaşan bir gezgindim ben. Hep arayan araştıran bulamadan umutsuzluğa kapılmayan

Uzay bir ekrandı izlediğim sürekli ; insanlar test olmaya yarayan yaratıklar yaratılmışlar…

Hep bir sessizlik vorteksinde yaşamak istemiştim ama hiçbir zaman öyle bir yer bulmadım. Ama umudumu da kaybetmedim.

Uçan kuşun kanadını kırık görsem öyle üzülürüm ki kuş bile yanıma gelir beni teselliye çalışır sanki kırılan benim kollarım .

Hep düşündüklerim ve hep yapamadıkların oldu hep yaptıklarımla ve hiç düşünmediklerimle beraber .

İyi ki diyorum kimi zamanlara. Mantıksızlıklarımdı ama nedense iyi oldum seslerde .

Dağın bir kenarına bağırdım adımı, bütün sesler kayboldu duvarlarda, aradım adımı dağlarda ki mağaraların diplerine indim, magmaya dek sesim oradaydı yankılanıyordu, ateşte hala yok olmamıştı

Kim bilir seni bekliyorlardı kendimi duymamı sesimi alıp gelirken: Kendi

koridorlarımdan geçiyordum Ama geldiğim yerde değildim.

Bir çöl dibi kayasıydı girerken şimdi açmıştı çöl çiçekleri, dağ eğilmiş ağlıyordu bana

Hayat boyu kalacaktım orda ancak izin yoktu boş yaşamaya,

Hadi artık yeni arayışlara.

Berkant

Mart,2001

Saat 22.32 Sen yokken…

Çok hoşuma giden yüreğimin tellerini titreten bir yazı :)

Saat 22.32

Sen yokken…

Altında sohbetler kurduğumuz ağaçlar bana cevap vermedi seni görmeyince. Kaldırımlar bile sustu bana, seni bulamayınca yanımda. Gökyüzündeyıldıza sordum seni; o an, ” git bul onu ” deyip kaçıverdi gözden. Sen olmayınca hiçbir şey olmuyor. Yüzüne bakmadım diye melekler yüzlerini bana göstermediler. Biliyorum sana sarılmıyorum diye rüzgar üşütüyor beni.

Hesap soruyor bana. Neden?

Sana kalbimi açmadım diye çiçekler açmıyorlar. Bülbül bile küsmüş bana, sana sevgimi söylemedim diye. Hüznünü yaşıyor senin. Üstünde yürüdüğüm toprak dedi bana: ” Ölürsen, sevdiğini söylemeden; ben bile kabul etmem seni… ” Tabiat bile seni görmeyince yanımda düşman kesiliyor bana. Meğer her şeyler seni benden daha çok severmiş…

Ben mi ne yapıyorum? Bense… Bense… Seni göstermiyorlar diye gözlerime bakmıyorum. Anlatmadılar diye küskünüm ellerime Sana koşamıyorlarsa ayaklarım, dargınım onlara Yalnız yüreğimle barışığım, Seni olduğundan daha çok sevdi diye.

Niçin mi sana sevdiğimi söyleyemiyorum? Ne zaman seni sevdiğimi söyleyecek olsam, Allah şunu soruyor bana: ” O’nu seven sen misin, ben miyim?” …

O yüzden hep şunu söylüyorum sana: Allah seni çok ama çok seviyor…

From: Old “Chilekk”

Bana bir öpücük verdi…

Eskilerden kalmış bir yerlerde yarım :) Devamı gelmemiş her zamanki gibi. Sene 2000 sanırsam.

Bana bir öpücük verdi, sabahın o henüz kör vaktinde uğurlarken beni.

-Nereye gidiyorsun? dedi.

O an hiçbir şey söylemeyecektim, boşuna bekliyordu. Elinde tuttuğu bir dizi CD arşivini, elinden alıp arka koltuğa yığarken, ona..:

-Beni unut, dönmeyeceğim dedim…
-Hayır, seni unutamam. Gitme! dedi…

Eğer insanlar bir şeyleri bitiremezseler, başka şeylere başlayamazlardı bana göre…

Arabama bindim ve bir süre önce koltuğun üzerine bıraktığı, “Ünlü Mavi Yağmurluğu” gördüm. Arabayla ortadan yok olmaya hazırlanırken, camımın önünde duran uzun boylu bu güzel kızın eline tutuşturdum bunu…

Ve kayıplara karıştım….