Zara Kızım Diyor…

Biraz garip belki ama, kısım diyor şarkısınıda eklemek istedim. İnşAllah bende iyi bir evlat olabilmişimdir, olabileceğimdir… Çok hüzünlendirir bu şarkı beni…

[podcast]http://berkant.info/blog/wp-content/uploads/2008/07/zara_kisim_diyor.mp3[/podcast]

Zara Kızım Diyor…

Kaldım anam gurbet elde hasret sabrımı deniyor
Yüzünü göreyim gel de eller beni göndermiyor

Click to continue reading “Zara Kızım Diyor…”

Ağlama Anne…

Hatırlıyorum çocukluk günlerimi, pazenden bozma pijamalarla dolaşırdık sokaklarda. Paspal paspal ama bir o kadar mutlu. Yakınlardaki inşaatı hatırlıyorum önüne kum indirdiklerinde kumun içine elimizi sokup yaptığımız mağaraları hatırlıyorum. Sonra kendi yaptığımız mağaracıkların ertesi güne kalmasını heyecanla beklemeyi, çocukluk günleri işte, o zaman  ne ise adı bilmem ama heyacan demek geldi içimden… Ertesi günlerimizde hep yıkılmış ve inşaatın içine katılmış mağarıcıklarımızı anımsıyorum biraz buruk biraz tebessümlü…

Sonra babamı hatırlıyorum biraz fazla yaramazlık yaptığımızda kızmasını, babadan duyduğum çabuk eve eşşek sıpası lafı ile salya sümük annemize koştuğumuzu hatırlıyorum, şefkatli ama şımartmayan sevişlerini hatırlıyorum… Salya sümüğe karşımış anneeeeeeeee anneeeeee diyee ağlayarak eve gidişlermizin masumluğunu,

Sonra arka bahçede rahat durmadığımı her gün bir yerlerimden kanlar akarak eve gelişimi, kimi zamanda sesimi uzaklardan duyarak koşup gelen annemin, düştüğüm elma ağacının yapraklarını kanayan yaralarıma basmasını. Değil elma yaprağı o şefkati ile  zehri bile bassa iyi edeceğini anımsıyorum… Biraz tebessüm, biraz buruk, birazda kıymet bilmezliğimize kızarak ve hüzünlenerek

O zamanlardan başlıyor şefkate susamışlığımız, ve şefkat pınarının bizi dünyaya getirmiş olmasının güzelliği. Şefkat annelerde zamanla değişmiyor hiç, hep onların bebeği, hep onların salyalı sümüklü çoçukları olarak kalıyoruz. Ondandır ya kimi zaman onlara kızmalarımız oluyor, artık büyüdüm nidalarıyla…

Ama her zorlukta, sıkıntıda, acıda “ahh anam” çekiyoruz… Anaların şefkatlerini içimizde yer etmiş, ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar diyoruz..

Hep o şefkati arıyoruz, kimilerine nasip olan kimilerine nasip olmayan, Yüce Allah’ın herkese nasip etmesini dilediğim…

Arıyoruz da o şefkat şöyle  dursun, acı, samimiyetsizlik ve vurdumduymazlıkları gördükce o çok değerli şefkatin anlamını kavrıyoruz… Ondandır,  kimbilir,  yaş ilerledikce “ah anam” nidalarımızın artması…

Şefkat ve bütünleyicisi merhameti bulanlardan, gösterenlerden, yaşayanlardan ve hissedenlerden olma temennisiyle….

Bulunca yitirmeyin olur mu ?

Berkant, Ankara, 23 Temmuz 2008.  Çok geç olmayan ama geceyarsını geçmiş saatlerden….

Yıldızlarda Kayar…

Bunu yazarken ne hissetmiş bilemiyorum ama bende de farklı yansılandı. Dİnliyorum bir kaç defadır….
Burda birde dinletmeyi istedim ama teknik bir sorun var maalesef… Umarım yakında çözebilirim.

Kıraç

Karanlık gecelerimin yıldızı sensin
Hep böyle bekletip hep söyletirsin
Hep yalan yeminler hep yalan sözler
Birgün gerçek olup gelemezmisin gelemezmisin?

Yıldızlarda kayar durmaz yerinde
Solar güzelliğin kalmaz yüzünde
Sensiz can verirken
Son nefesimde bir yudum su vermeye
Gelemezmisin gelemezmisin?

Ayrılık dünyamı karartmadan gel
Simsiyah saçımı ağarmadan gel
Şimdilik güzelsin herşey seninle
Seni son bir defa görmem belkide
Aaahhh

Yıldızlarda kayar durmaz yerinde
Solar güzelliğin kalmaz yüzünde
Sensiz can verirken
Son nefesimde bir yudum su vermeye
Gelemezmisin gelemezmisin?
Oldu galiba :)
[podcast]http://berkant.info/blog/wp-content/uploads/2008/07/kirac-yildizlarda-kayar1.mp3[/podcast]

Rüzgarlar diner…

Bütün rüzgarlar diner…

Başkalarının değer yargılarıyla yargılanmak…

İnsan ilişkileri konusunda yazılar yazmaya çalışıyorum, ne kadar başarılıdır bilemem ama içimden geldiği gibi yazyorum…

Bugün de genelde çoğunluğun değil ama bazı insanların çektiği belkide o insanları yalnızlığa hapseden bir konudan bahsetmek istiyorum.  Hepimiz günlük hayatımızda sürekli olarak başkaları ike iletişim ve etkileşim içindeyiz. Ama maalesef bu iletişim ve etkileşim her zaman doğru olamayabiliyor.

Çünkü bizler karşımızdan aldığımız tepkileri ve iletileri kendi benliğimizin geliştiği ve büyütülüğü ortamlarda olgunlaşmış kişiliğimizle değerlendiriyoruz. Yani kendi değer yargılarımıza göre… Karşımızdaki ile empati kurarkende yine aynı durum geçerli yani kendi değer yargılarımız.

Mesela sürekli kandırılarak büyümüş bir insan,  yeni tanıştığı insanın adını öğrendiğinde acaba gerçek adı bu mu şüphesine düşecek, yada tamamen güven üzerine dayalı bir ortamda büyümüş insan adını bile yalan söyleyen insanın kimlik kartına bakma ihtiyacı hissettmeyecek…

Peki değer yargılarımzı nasıl test edeceğiz, bence her yeni insan bir şans vererek, her yeni soluğa başka bir gözle bakarak, her yeni bakışının derinlerine inerek…

Emek vermeye çalışarak… Ve değerlendirerek… Ama biraz olsun objektif… Biraz olsun başka bir kaç ortamda büyümüş gibi…

Ama belirgin bir gerçek varki sağlam temelleri olan, sağlam yapılmış bir bina ufak rüzgarlara sarsılıp yıkılmaz… Kiminin ufak rüzgarı, kiminin depremidir…

Şu an bu yazıyı kesmek zorunda olan benim de, yarın yolculuk yapağı gerçegi uykusuz gecemde ellerimin gücünün ancak bu kadara yetmesinden….

Sevgiyle,

Berkant 06.07.08. 04:57 Ankarada bir sabah…

21. Yüzyıla Yabancı Seyyah…

Yabancı bir seyyah sokaklarda dolaşır durur,
Gögsünün içinde atan,
Küçüçük ama kocaman hissedişleriyle…
Modern çağın, umursuzlaşmış insanlarıyla…

Bakışlarını salar her yöne, tüm içtenliğiyle
Yeni ülkenin bilgisizliğinde,
Bilgisizliğinde kaybetmek ister,
Bilgeliğinin sınırlarında,
Yeni ülkenin tüm sokaklarını

Şefkatli bir yüreğin bakışını kaldıramayışlar,
Erir, sıcaklıkla eriyen mum gibi…

Kuşlar kanatlarını açar,
Yükselemezler,

Balıklar nefessiz kalır,
Yüzemezler…

Homurdanır yanardağlar,
Patlamak isterler ama yanamazlar…

Bir yürek olur içime girer,
Yabancı seyyah…
Serbest bırakır, Kuşları balıkları ve yanardağları….

Gecenin derin saatlerine ilerler, seyyahın yolculuğu,
Adım adım…

Yabancı bir seyyahtır gecenin en sessiz saatlerinde yüreğim,
Bir sessizlikktir,
Konuşmasını bilmeyen….

Yabancılaşır gittigide en sessiz saatlerinde gecenin,
Bir anlaşılmazlıktır,
Anlaşılmayı öğretemeyen…

Anlaşılmazlıktır belkide yüreğim….
Yabancı bir seyyah gibi,

Kalın kabukları, küçük kelimelerle kırılacak….

Berkant… 04/07/2008 Ankara’da klasikleşen hüzünlü çırpınışlar saatinden….

SİYAH…

Güzel bir kompozisyon yazmış Münevver Kardeşimiz. Bende kendi çapımda destek olmak istedim.

SİYAH

Siyah, sonsuzluk, bitmek bilmeyen bir boşluk. Ne alı bilirsiniz, ne pembeyi. Kara bir boşlukta başlayan hayat, bu sonsuzlukta bitecektir sanki.

Click to continue reading “SİYAH…”

Açık kapılar…

Açık kapılar,
Derinliklerinden….
Derinlerinde yaşayan kayalıklarda kaybolmuş renkli balıklardan,
Bir balık kadar ürkek.,

Bir balık kadar unutkan belkide,
Elini uzatıp yaklaştığında kaçan,
Kaçamak hisler belkide….
Anlam veremeyip, hissettiklerimden…

Hislerim, korkularım ve de yüreğim,
Tamamen içimden, tamamen ben….

Berkant.. 02 Temmuz 2008, çeşitleme etkileşimlerden….

Afyon’da Kaymaklı Kadayıf Yiyemezsiniz!

Bilirsiniz Afyon ilimiz kaymaklı kadayıfı ile ünlüdür. Bende o lezzeti çok seven insanlardan birisiyim. Afyon’dan geçerken uğrayıp tatlı yeme isteğim olur:) hatta bazen tok olsam bile.

Son 6 ay içinde 2 defa uğradım ama maalesef sadece para zihniyetinde olan işlemecilerimiz nedeniyle artık Afyon ve kaymaklı kadayıf olayı tarihe karışmış dedim kendi kendime.

Geçen sefer Afyon’dan Ankara’ya geçerken otoyol üzerinde tipa mı kapi mi öyle bir yerde durmuştum önüme bir yemek getirdiler soğuk tatsız tuzsuz, yiyemedim tatlı getirin dedim ama yemeğe benziyorsa bayatsa getirmeyin, garson: “yok abi çok taze” demesine rağmen gelen tatlı da berbattı üstüne üstlük kaymak ekşimişti… Gerekli yerlere şikayetimi ilettim ama o tesisten bi nane olmaz.

2 gün öncede Cumhuriyet tesislerinde durdum metro arabaları orda mola veriyor, aynı şekilde sukutu hayale uğradım çünkü kaymaklı kadayıfları yenecek gibi değildi, ekşimsi limontuzu fazla gelmiş bir tatlı üzerinde idareden yapılmış fabrikasyon kaymağa benzemeyen bir kaymak:(.

Demekki artık Afyon ve kaymak birbirinden uzak iki kavram, işletmeciler ve para realite.

Hoş yemesek ne olur, bişey de olmaz ama işletmecilerin bizlere karşı, kültürlerine karşı yaptığı bu saygısızlığı eshefle kınıyorum.

İş yapıyorsan hakkını vereceksin …