Sendromania…

Hayat deli bir nehir gibi akıp giderken, sahipleniyoruz kendi kendimize sendromlarımızı. Ama güzel bir söz var geçenlerde ögrendiğim. “Kader son sözü söylediğinde bütün diller susar” .

Bu sözü okuma hikayem bile saatler sürecek felsefe tarzı yazılar yazdırabilir. Ama zaman geçiyor.Vakit yok kaybedecek…

Diller sustuğunda bir yerlerinden yakalamak ve tutunmak için… Temel yöntemler kullanılır. Hayat akar gider deli bir nehir gibi hızını kesmeden, arttırarak.

Üzüntü…

Üzüntüler hayatımızın vazgeçilmez birer parçası olmuş. Onlardan kurtulmak için ne kadar hızlı koşarsak koşalım kaçamıyoruz. Kemik görmüş aç köpekler gibi peşimizden koşuyorlar. İnsanız tabiki nefesimiz kesiliyor ve ısırıyorlar paçamızdan yada nerden yakalarlarsa işte.

Sebepleri çeşitli olabiliyor. Bunları ne ben açıklayabilirim nede başkası. Herkesin üzüntüye yakalanması başka başka…

Her ne kadar hayata negatif bakan bir insan olsamda hayatın mutlulukları da var. ( Hoş hiç te negatif bir adam değildim ama yaşadıklarım beni biraz zorladı :)   ) Acılar bizim peşimizden koşarken, mutluluğun peşinden koşan da biz oluyoruz. Ama biz ne kadar aç olursak olalım nefesimiz yetemeyebiliyor. Yakalayamayabiliyoruz. Siyasi slogan gibi olacak ama durmak yok yola devam. Aramaya devam elimizdekilerle mutlu olmaya çalışmaya devam.

Hep mutlulukları yakalamanız, bazen farkında olmadan acıların ve ısırılmışlıkların, kocaman gülümsemeniz dileğiyle…

Yüreğimdekilerden, ne eksik ne de fazla, ne de farklılaştırılmış…

Berkant…

Derinliklerinde Mavi ve Hislerinde Derin…

Derinliklerine mavi olmak olabildiğince..
Meditasyon renkleri gibi sakinleştiren ve güven veren…
Maviliklerinde fırtınalı,
Fırtınaları bilen…

Fırtınalarından sonra açık ve durgun…
Durgunluklarında deli eden…

Bir mavi hikayesi, Duvara sürülüp geçilemeyenlerden….

Berkant… Ankara, Dağınık evinde, bir Şehr-i Ramazan gecesi…