Etiket arşivi: hüzün

Üzüntü…

Üzüntüler hayatımızın vazgeçilmez birer parçası olmuş. Onlardan kurtulmak için ne kadar hızlı koşarsak koşalım kaçamıyoruz. Kemik görmüş aç köpekler gibi peşimizden koşuyorlar. İnsanız tabiki nefesimiz kesiliyor ve ısırıyorlar paçamızdan yada nerden yakalarlarsa işte.

Sebepleri çeşitli olabiliyor. Bunları ne ben açıklayabilirim nede başkası. Herkesin üzüntüye yakalanması başka başka…

Her ne kadar hayata negatif bakan bir insan olsamda hayatın mutlulukları da var. ( Hoş hiç te negatif bir adam değildim ama yaşadıklarım beni biraz zorladı 🙂  ) Acılar bizim peşimizden koşarken, mutluluğun peşinden koşan da biz oluyoruz. Ama biz ne kadar aç olursak olalım nefesimiz yetemeyebiliyor. Yakalayamayabiliyoruz. Siyasi slogan gibi olacak ama durmak yok yola devam. Aramaya devam elimizdekilerle mutlu olmaya çalışmaya devam.

Hep mutlulukları yakalamanız, bazen farkında olmadan acıların ve ısırılmışlıkların, kocaman gülümsemeniz dileğiyle…

Yüreğimdekilerden, ne eksik ne de fazla, ne de farklılaştırılmış…

Berkant…

Çeyrek var…

Hüznümüm saatine
Çeyrek var,
Ve aşkınkine beş,

Saatlerimde kaybolmuşum,
AKrep yelkovanı arar, buluşamaz…

Çeyrek kala ve aşka beş,
Umutların saatleri beni gösterir,
Benim saatlerimse seni arar,

İsminde buluşan iki parlak göz,
Hüzne ve aşka ne beş kala nede çeyrek,
Akrep ve yelkovan üzerinde durur,

Tam orada benim yüreğimden dökülenler…
Ne akrep bulur nede yelkovan,
Ne beş kala nede çeyrek,
Tam saatlerimde orada kal….

Berkant, geceyarısını henüz geçmiş, Ankara’da bir çeşitleme saatinden, pınarları arkasında gelenlere yol verirken….

13/08/2008

Ağlama Anne…

Hatırlıyorum çocukluk günlerimi, pazenden bozma pijamalarla dolaşırdık sokaklarda. Paspal paspal ama bir o kadar mutlu. Yakınlardaki inşaatı hatırlıyorum önüne kum indirdiklerinde kumun içine elimizi sokup yaptığımız mağaraları hatırlıyorum. Sonra kendi yaptığımız mağaracıkların ertesi güne kalmasını heyecanla beklemeyi, çocukluk günleri işte, o zaman  ne ise adı bilmem ama heyacan demek geldi içimden… Ertesi günlerimizde hep yıkılmış ve inşaatın içine katılmış mağarıcıklarımızı anımsıyorum biraz buruk biraz tebessümlü…

Sonra babamı hatırlıyorum biraz fazla yaramazlık yaptığımızda kızmasını, babadan duyduğum çabuk eve eşşek sıpası lafı ile salya sümük annemize koştuğumuzu hatırlıyorum, şefkatli ama şımartmayan sevişlerini hatırlıyorum… Salya sümüğe karşımış anneeeeeeeee anneeeeee diyee ağlayarak eve gidişlermizin masumluğunu,

Sonra arka bahçede rahat durmadığımı her gün bir yerlerimden kanlar akarak eve gelişimi, kimi zamanda sesimi uzaklardan duyarak koşup gelen annemin, düştüğüm elma ağacının yapraklarını kanayan yaralarıma basmasını. Değil elma yaprağı o şefkati ile  zehri bile bassa iyi edeceğini anımsıyorum… Biraz tebessüm, biraz buruk, birazda kıymet bilmezliğimize kızarak ve hüzünlenerek

O zamanlardan başlıyor şefkate susamışlığımız, ve şefkat pınarının bizi dünyaya getirmiş olmasının güzelliği. Şefkat annelerde zamanla değişmiyor hiç, hep onların bebeği, hep onların salyalı sümüklü çoçukları olarak kalıyoruz. Ondandır ya kimi zaman onlara kızmalarımız oluyor, artık büyüdüm nidalarıyla…

Ama her zorlukta, sıkıntıda, acıda “ahh anam” çekiyoruz… Anaların şefkatlerini içimizde yer etmiş, ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar diyoruz..

Hep o şefkati arıyoruz, kimilerine nasip olan kimilerine nasip olmayan, Yüce Allah’ın herkese nasip etmesini dilediğim…

Arıyoruz da o şefkat şöyle  dursun, acı, samimiyetsizlik ve vurdumduymazlıkları gördükce o çok değerli şefkatin anlamını kavrıyoruz… Ondandır,  kimbilir,  yaş ilerledikce “ah anam” nidalarımızın artması…

Şefkat ve bütünleyicisi merhameti bulanlardan, gösterenlerden, yaşayanlardan ve hissedenlerden olma temennisiyle….

Bulunca yitirmeyin olur mu ?

Berkant, Ankara, 23 Temmuz 2008.  Çok geç olmayan ama geceyarsını geçmiş saatlerden….

Yıkık Dökük Virane…

5.jpg

Yıkık dökük virane bir şehre döndü ülkem,
Ve içindeki küçük şeylerde dahil…

Susuz kalmış bir nehir gibi,
Karıncaların balıkları yediği bir yatak oldu,
Yürümeye çalıştığım yollar,

Sular yükseldi yollarımda,
Balıklar hücum etti sonra karıncalara…
İntikam gütmeden. Açlıkla.
Yollarımda sular yükselirken,
Kuraklık oldu sularımda, sonsuzlaşmışcasına….

Hüzün oldu gözlerimde,
Sonsuzlaşmışcasına akan damlalarım,
Damlalarım kayboldu ,
Sonsuzlaşan kuraklığında bu ülkemin…..

Berkant, Ankara, 16/08/08-03:24

Hatıralardaki Hikayeler…

Hatıralarım, herkesin hayatında olan belki biraz benimkinde daha fazla yer tutanlar. Hatıralar garip şeyler aslında, algılama biçimine göre değişiyor insanların. Kimileri hatıralarında mutlu olup, kimileri hatıralarında acı çekiyorlar, kimileri ise hatıralarını hissetmiyorlar bile.

Kontrol lazım hayatımızta olduğu gibi hatıralarımızı da yeniden yaşarken. İzin vermemeliyiz bizi çok etkilemelerine. Geçen geçmiş elimizde şu an var, yarını bir an sonrasını bile bilmiyoruz. İyi değerlendirmeliyiz. Yaşanan herşey kumbaraya attığımız bir madeni para… İyi hatıralar, gözlerimizde canlanacak küçük birer gülümseme acılar ise tecrübe hanesine yazılan kocaman boş yapraklar…

Hatıralar herkes için aynı değil, aynı anı paylaşarak ortak hatıra yaptıklarını düşünenler için bile. Çünkü herkesin algılaması farklı, eşiniz, sevgiliniz, dostlarınız, aileniz olsa bile. Herkes kendi payına düşeni yaşıyor, herkes kendine göre geçmişteki o andan birşeyler alıyor. Hatıralar bize özel, kimseye değil. O yüzden hatıralarımızdaki değerlerde kayboluveriyor bazen…Hatıralar anlamsızlaşıveriyor. Velhasıl hatıralar, garipsetebiliyor, hüzünsetebiliyor, güçlendirebiliyor.

Aynı andan aynı lezzetiği aldıklarınızı düşündükleriniz hariç kapsamından…

Bir iç çekiş, tatlısına da acısına da… Geçip gidiyor 🙂

Donsun…

sogukta_ask.jpg

Yine berbat bir tane 🙂

Soğuk olsun her yan,
Kıpırdayamasınlar,
En ufak tanecik bile,
Kara ait olanlar hariç,

Sadece uzakları seyretmek olsun,
Uzaklardan gelmeyecek olanları beklemek olsun,
Beklemek olsun,sıkılmadan,
Sonsuza dek belkide

Sıkılmak donsun,
Yalnızlık donsun,
Donsun ne varsa hüzünlere dair,

Donsun gözlerimden süzülen bir kaç damla,
Hüzün olsun sadece…

Saat sabaha karşı 4’ken….

the_last_tear.jpg
Gece…
Saat sabaha karşı 4 yine,
Donmuş yollarda herşey,
Su donmuş,
Bayrak donmuş dalgalanırken,
Gökyüzü donmuş,
Donmuş herşey,

Sensizlik donmuş,
Seninle olmakta öyle,
Saat sabaha karşı 4’ken,

Donmuş gölgeler,
Güneşsiz kalmış,
Donmamamış saatler akıp giderken…

Donmuş bir hüzün,
Acı dolu şarkılar çalarken donmuş,
Gözbebekleri donmuş,
Donmamış yalnızlık ,
Süregelmiş ben özlemlerime devam ederekn,

Donmuş özlemeler,
Donmuş tüm kanayan yaralar,
Donmuş gözyaşları,
Dağlanmış bir yunusun gözbebeklerinde,

Beklemek donmuş,
Beklentiler donmuş,

Bir tek Sevgi kalmış,

Herşeye karşı dimdik ayakta,

Manaları adında gizli,gozyasi_donuk.jpg

Yüklenen anlamları kaybetse de,
Gözbebeklerinde aşkına yanan bir aşığın, beklerken,
İçimi eriten, özlenen, beklenen, süregelmeyen
Yok olmaya yüz tutmuşlarından,
Saat sabaha karşı 4’ken….

Berkant, Ankara,20/01/08

Uluslararası Hüzün…

Kanepeme uzandım duramadım sörf tv ve okuma aksiyonlarım paralel vaziyette devam ediyor düşüncelerimde tabiki. Ve sirius uydusundan Dubai’nin hüzünlü şarkılarını dinliyorum. Hüzün hiç değişmiyor o da anlatıyor sanki sevgilisinden ayrıldığını, sanki aynı yakarışlar:yalanlar dolanlar.. Arapça olsada hissediyorum sanki. 🙂

Ama şimdi de başladı arkadan darbuka sesiyle neşeli şarkılar. Hayat her yerde aynı… Kızın ismini bilmesemde güzel söylüyor walla… Yürü be kızım kim tutar seniiiii….