Etiket arşivi: sevgi

Sabahın 4’ünde değişmeyen…

Kendimi bildim bileli gecelere alışkınım. Gecelere alışkın olmak demek aslında o kadar basit değil. Gecelere alışkın olmak demek, düşünmek demek, acı çekmek demek, anlayamamak demek, kabul edememek demek ve bence gecelere alışkın olmak: kendi kendini yemek demek…

Gece sabaha karşı evinin duvarları arasında dudaklarının arasında sigara, kafanın içinde düşünceler, huzursuz saatler, bekleyişler, kimsenin bilemediği ve bilemeyeceği yaşanmışlıklarımı hatırlamak, yaşadığım derin duyguların öznelerine dair yaptıklarımın ve içimden nelerin geçtiğini asla hissedilememesi, bilinememesi ama yinede benim bilinmesede yaptıklarım… Sadece Yaratan tarafından bilinen içim ve inandıklarım… Olabildiğine masumane…

Pastoral yalnızlığa gömülmek ve yaşamak…

“Pastoral yalnızlık” semada yalnız kalmış açıklaması bile yok sözlüklerde. Ben tarifleyeyim, iliklerime kadar yaşadığım ansızın yalnızlaşmalarımda… Kelimesi bari yalnız kalmasın belkide ısıtır içini benim eşlik edişim, ne kelime ne de sözlük farkında olamasada… Farkında olabilecekler pastoral yalnızlığı derinleştirsede…

Yalnızlığı yaşamak acı verse de , pastoral yalnızlık diye tariflemek temiz, yorgun, belkide biraz umutsuz bu içseliğimi oturmuş bana ve hissiyatıma. Belki bilinçsiz belkide bilinçaltımın yönlerdirdiği bu kelime… Cansız da olsa , onu yazdığımı bilmesede..

Yabancı kalmamış hareketlerime, yaşarken: duygusal ilişkilerimden günlük yaşamıma varana kadar. Neden? Çünkü eskileri özlüyorum olabildiğince, saflığını dünyanın ve insan medeniyetinin… Her ne kadar bilsemde insanların çook uzun süredir kaybettiği bu duygunun ve belkide hiç olmadığını. Bir imkansızı özlüyorum…Umutsuzca…

Bir imkansız bile olsa özlemek yer etmiş içimde…. Umutsuzluk yer etmiş içimde…

Yazımı bitiriyorum… , derinleştireceğim bir yalnızlığın içine bırakarak kendimi… Dökemediğim diğer duygularımı atamadan içimden… Cansız kelimelerimin yankılanması bekleyerek, diğer kelimelerimi başka hüzün saatlerime bırakarak…

Perdeden çıkıyorum…

Let me…

red_poppies.jpg

Horribble one, only i want to write for when i m searching for a lil presence…

Let me love you so much..,
Let me lay on you near the stars over there
Let me feel you inside me..
Let me, That is only thing i want…

You keep your walls… so high,
Let me keep it up but only one door,
Let me open it,
Just,just let me…

I dont wonder about apologies,
I dont wonder about your clothes,
You already wear enough chain…

You already wear,
Which is not warm me,
Only cold skin,
Like a cloak for knights….

Let me, coz already i let you for open my door,
Which is middle of my castle..
I let you for a change,
I only let you…
You ll choose what you like….

Now…I m keeping my walls up…
Till, when you come back…
Even i wrote inside my heart, wont be

Berkant,Ankara

Ağlarken…

aglamak_tears.jpg

Sıcak gözyaşlarım süzülüyordu dertleri
Dökercesine
Yanağımdan süzülüp meleklerin yardımıyla
Düşüyordu sigara tozlarıyla kirlenmiş halıya
Aklıma geliyordu erkeklerin ağlayamadığı
Ama ağlıyordum sebebini bilmeden
Halen dağlar vardı karşımda
Üzerleri karla kaplı
Nede güzellerdi
Heybetlilerdi
Onlarda benim gibilerdi
Güneş hareket verince içindeki kalbe
Ağlayarak su veriyorlardı pınarlara
Çağıldayarak akıyordu pınarlar
Coşuyorlardı şelalelerde
Ve son bulup denize ulaşıyordu şanslı olanlar
Diğerleri
Bulut olup yağıyorlardı
Seven kalplerin üstüne
Ben hala ağlıyordum

Berkant 22-03-2001

İstanbul’da sevgiyle karışık…

İstanbul’u geçen haftaki ziyaretimde trafik boğucuydu katlanılmaz bir hal almıştı. Randevularımdan bazılarını iptal etmek zorunda kaldım. Perşembe gecesi uzun süredir görmediğim bir arkadaşımı görmek için çıktım yola, 40 km yol gittikten sonra onunla buluştuk, beraber çay içtik biraz muhabbet ettik o da aldatılış hikayelerini anlattı bana. Bende onunla tecrübelerimi paylaştım: Boşver dedim yalanlara üzülmenin alemi yok. Gerçekse zaten olurdu…

İlerleyince saatler İstanbul’da yolların boş olmasını fırsat bilip biraz dolanayım dedim. Yağmur şiddetli yağıyordu, yollar yalnız sayılırdı İstanbul için. Yakınlarından geçerken “Yalan Merkezi”nin hatıralarım canlandı. Şehrin kötülükleri aklıma geldi, sevgi yaşamıyor bu şehirde dedim. Yavaş yavaş ölüyor değerler dedim. Bir yandan da haksızlık ettiğimi düşünüyordum. Çünkü o şehirde herşey var kötülüğün en uç noktası ve doğası gereği eşyanın iyiliklerinde uç noktaları.

Bu düşüncelerle seyrederken E-5 üzerindeKartal’dan Kadıköy’e doğru Kozyatağında bir karaltı gördüm sol şeridin sol tarafındaki küçük cepte. Korktum biraz kimdir bu diye önüme atlar filan yavaşladım. Sol şeritte duranın geceleri yolda yaşayan birisi olduğunu düşündüm. Ama baktığımda manzara farklı idi. Çoğu zaman insanların bile değer görmediği yurdumda, bir bayan araba tarafından yaralandığı muhtemel bir sokak köpeğinin başını okşuyordu. Gece o saattle korkmamış arabasını parketmiş sağ şeride hayvancağızın yanına gelmiş ona moral vermeye çalışıyordu. Belliki yaralı köpek zor durumdaydı. Bir yandan insanlara verilen değeri düşündüm, bir yandan da zor durumda kalan bir canlıya yardım eden o bayanı takdir ettim. En azından sadece bu yönünü. Umarım o sevgisi tüm hayatını kaplamıştır.

Yani sevgi ölmemiş henüz… Ama can çekişmekte…