Intergeo ESSEN

http://www.intergeo.de/en/index.html

Toplu Taşıma İyidir

Çok güzel anlatım.

Şeytanı şeytan yapan

Şeytan, şeytan olarak yaratılmadı. Cinlerden biri olarak, her bir akıl, nefs ve irade sahibi varlık gibi fıtratında hayra da, şerre de istidadı vardı. İrade sahibi sorumlu varlıklar gibi ona da düşen, iradesini hayır istikametinde ve şerlerle mücadelede kullanıp terakki etmek ve Cennet’e ehil hale gelmekti.

Kapasite ve kabiliyetlerinin farkında idi ve çok geniş bir kapasite ile yaratıldığından, hayır gibi şerre de meyli çok kuvvetli, elbette kapasitesi nisbetindeydi. O bakımdan, imtihanı çetin olacaktı.

Şeytan, daha ilk imtihanında sürçtü, düştü ve bir daha doğrulamadı. Yaratılmış varlık ağacının çekirdeği mahiyet-i insaniye olduğundan, bu ağaç, meyve olarak da insanı verecekti. Dolayısıyla, nasıl bir ağaçta onun bütün unsurları nihayet meyve için çalışır ve meyveye hizmet ederse, diğer varlıklar gibi şeytanın da insana karşı vazifeleri olacaktı. Bu vazifeleri hatırlatma ve onları bu vazifelere koşma manâsında Cenab-ı Allah (c.c.), meleklerle birlikte ona da insanın önünde secde etmesini emretti. Melekler insanın kendilerine karşı rüçhaniyetini, üstünlük noktasını kavrayıp, bu secde emrini, yani insanın yaratılış silsilesindeki yerini ikrar ve itiraf edip, ona karşı vazifelerini içten kabul ettiler. Fakat şeytan, emri yerine getirmedi. Sebep olarak da, insanın topraktan, kendisinin ise (bir tür, derinin içine işleyen, dumansız) ateşten yaratıldığını gösterdi. Oysa onu da, insanı da yaratan Allah’tı ve hayrın, üstünlüğün nerede yattığını, dolayısıyla kimin daha hayırlı olduğunu elbette çok daha iyi bilirdi.

Kur’ân-ı Kerim, şeytanın bu tavrını kibirlenme olarak zikreder: “Dayattı, büyüklendi ve secde etmeyi kibrine yediremedi; (böylece, yapısındaki potansiyel küfür sıfatı öne çıkıp bütün benliğini kapladı da) kâfirlerden oldu” (Bakara Sûresi/2: 34). Şeytanı şeytan yapan birinci ve en önde gelen sıfatı, kibirdi. Bu kibrin kaynağı da, maddî menşei ve kendisini sanki Allah’tan –hâşâ– daha bilgili, hayrın ve şerrin nerede yattığı, kimin daha hayırlı olduğu konusunda daha kavrayışlı görmesiydi. Kısaca, şeytan, ırkî ve ilmî üstünlük mülahazası içinde kibrine mağlûp oldu.

Hz. Âdem ve Hz. Havva da, Cenab-ı Allah’ın bir emrine, bir “ağac”a yaklaşmama emrine muhalefet ettiler. Fakat onlar, bu tamamen tekvinî zelleleri karşısında savunmaya geçmediler, derhal tevbe ve istiğfara yönelip, bazı kaynaklara göre tam 40 yıl tevbe ve istiğfarda bulundular. Fakat şeytan, hatasını kabullenme yoluna gitmedi; güya haklılığında ısrar etti. Yani şeytan, kibriyle birlikte enaniyetine mağlûp oldu.

Şeytanı ebedî lânet ve azap gerçeğine rağmen kibir ve enaniyet içinde şeytanlaşmaya iten ise kıskançlığıydı. Şeytan, maddî menşei ve kapasiteleri, bilhassa ilmi sebebiyle kendisini bütün yaratılmışlardan üstün görüyordu. Gerçek büyüklüğün tevazu ve mahviyette, gerçek ilmin “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir.” itirafında yattığını kabullenemiyordu. Bundan dolayı, tevazunun sembolü topraktan yaratılan insanı ve onun kendisinden daha üstün olduğunu, kendisini de, onu da yaratan Allah’ın açık emrine rağmen kabullenemedi. Kabullenemedi ve Hz. Âdem’i kıskandı. Kıskançlık, kibir ve enaniyet, nihayet onu ebedî lânet ve azaba müstehak şeytan yaptı.

Yaratılmış, sorumlu varlıklar, tabiî ki bu arada insan için en tehlikeli üç sıfat, kıskançlık, kibir ve enaniyettir. Şeytan, bu sıfatlar sebebiyle cinler gibi insanlardan da pay alır; yani bazı cinleri ve insanları kendi saflarına katar, onların şeytanlaşmasına sebep olur. Kur’ân-ı Kerim, bunlar için “cin ve insan şeytanları” tabirini kullanır. Allah, hepimizi şeytanın saflarına dâhil olmaktan korusun.

http://www.zaman.com.tr/ali-unal/seytani-seytan-yapan_2132058.html

Din değiştirme:Arayış…

Peki Tuğçe Kazaz, bu önemli kararları verirken neler hissetti, neler yaşadı? Tuğçe Kazaz, tüm bunları Aysha’ya anlattı.

Neden gözlerden uzak yaşamayı tercih ediyorsunuz?

– Hem mesleğim gereği hem de sosyal yaşamda yıllardır göz önündeydim. Bunun bende bıraktığı ağırlığı fark etmiş durumdayım. Bundan sonrası için sade ve mütevazı bir yaşamı seçtim ve öyle yaşıyorum.

Bir süredir kapalı bir kutu gibisiniz. Söylentiler dışında sizinle ilgili çok fazla bir şey bilmiyoruz. Yunanistan’dan dönüşünüzle birlikte hayatınızda neler değişti?

– Kendimdeki dönüşüm sonucunda düşünce şeklim, yaşam tarzım, bakış açım, amaçlarım; neredeyse hayatımın tamamı değişti. Ama bu samimi ve gerçek bir dönüşüm, değişim oldu. Göstermelik değil.

Size getirilen en büyük eleştiri din değiştirmeniz konusundaydı. Hangi duygularla İslamiyet’i bırakıp Hıristiyan olmaya karar verdiniz?

– O günün şuur seviyesinde, evlenmeye karar verdiğim insan için ve aşk duygusunun güdümünde böyle bir karar almıştım.

‘İÇ ÇATIŞMA İÇİNDEYDİM’
Bu kararı vermek zor olmadı mı?

– Az şey bildiğinizde karar vermek daha kolaydır. Ben de o dönem İslamiyet hakkında çok bilgiye sahip değildim. İç çatışma içindeydim. Hıristiyanlığı seçmemin ilk nedeni arayışlarımdı, aşk vesile oldu. Ancak Hıristiyan olduktan sonra da arayışlarım son bulmadı, tatmin olmadım. İslamiyet’i doğru bulmadığım için reddetmiş değilim. Sadece kaynaşamamıştım. İnanç ve din üzerine çok bedel ödedim.
Öğrenmeye başladıkça İslamiyet’le yeniden bütünleştim. Devamını oku →

Damla Damla

Güzel sözleri var.

[youtube hmjjk0hnfus nolink]

Başarı….

Acaba başarı nasıl gelecektir,

Kim bu başarıyı yakalayacaktır,

Yakalanan şeyin adının başarı olması için ne olması gerekir….

Bütün bu soruların cevaplarını bilen, sizin üzerinize terzi gibi giydirecek birileri var mıdır?

 

Kendi başarı hikayesini yazmak isteyen bir dünya CEO var. Dünya ve ötesinde başarılı olma duasıyla… Cılız yazma denemelerime devam ediyorum..

 

Kesitler…

 

[youtube K-ZVcLh3FFw]

Doğduğumuzda sesleri anlamaktan bile acizdik. Duyularımızın farkında değil, organlarımızı kontrol etmekten uzaktık… Yazılı kaderimizi yaşamaya başlıyorduk, ilk saniyelerden itibaren karakterimiz, geleceğimiz belliydi aslında. Sadece biz ne zaman nerede onlara ulaşacağımızı ve farkında olacağımızı bilmiyorduk. Yaş orta seviyelere gelince, kanıksanmış acılar, özlemler ve aradan geçmiş yıllarla kendimizi, herkesin kendi sözlüğündeki cümlelerle hayatı yorumladığı bir dünyada buluveriyoruz…

Bir koşturmaca bir hengame nelerin nasıl geçtiğinin farkında olmadan,

Bazende kendimizi ifade etmekte zorlanacağız ve alimlerin sözlerinde dalıp gideceğiz

Mevlanın ‘dediği : “Uğraşma boşuna, Seni ancak gördükleri ve duydukları kadar anlayacaklar. Kimse, bir sen daha olamayacak bu dünyada. Kimse tam anlamıyla sende seni bulamayacak. Gücün yetmeyecek herhangi bir icat edilmiş dilde kendini tam anlamıyla anlatmaya, Gördükleri ancak kendi anladıkları kadarı olacak…” sözü gibi.

 

Başarı…

Bakalım ben ne kadar başarılı olacağım. Şu an dolambaçlı yollardayım…

Avrupa, taharet musluğunu keşfetti

Bir gün bunun konuşulacağını tahmin etmiş ve alternatif bir ürün prototipi üzerinde kafa yormuştum. 🙂 Onlar biraz geç de olsa farkettiler bu durumu. Belki bizimde de prototipimiz ilgi çeker 🙂

Belçika merkezli bir firma, otomatik taharet musluklu alafranga tuvalet geliştirdi. Geberit firması, tuvalet kağıdına ihtiyacı ortadan kaldıran klozetleri

Belçika’da piyasaya sürmeyi planlıyor. Belçikalıların temizliğin önemini geç fark ettiklerini belirten, Geberit Satış Menajeri Jose Wyns, “Bu yüzden yeni otomatik taharet musluklu tuvaletlerimizin reklamını bu denli dikkat çekici hale getirdik.” dedi

Hedibon Tarihinden

Hedibon’un temellleri yıllar önce atıldı… Beklediğinize değecek. En yenisi en iyisi değil. Hedibon en iyisi.