Mahkeme Kararıyla.. Tüm Siteleri Kapat Kurtul..

Telekominiskasyon Kurumuna/Ankara

Sayın Yetkili,

Türkiye’den de binlerce kullanıcısı olan WordPress.com sitesine erişim T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereğince engellenmiştir. WordPress.com ücretsiz bir blog servisidir ve isteyen herkes bu ücretsiz servisi kullanarak blog açabilmektedir.

Adı geçen blog servisinden ücretsiz olarak açılan blogların bir kısmı aleyhine dava açılmış ve mahkeme kararıyla sadece ilgili sitelere değil tüm sitelere erişim kapatılmıştır.

Fakat WordPress.com isimli ücretsiz blog açma servisinden 1.400.000′e yakın kişi faydalanmaktadır. Teknik olarak, sadece davalı alt alan adlarının erişime kapatılması mümkünken tüm servisin kapatılmasını son derece anlamsız bir durumdur. Vatandaşlarımızın iletişim hakkını engelleyen bu durumun düzeltilmesi için gerekli girişimlerin acilen yapılmasının gerektiği aşikardır. Türkiye’nin dünyadaki imajının daha fazla zedelenmemesi ve Türk internet kullanıcılarının daha fazla mağdur edilmemesi için bilgilerinizi ve gereğini ve “Bilgi Edinme Kanunu” gereği tarafıma bilgi verilmesini arz ederim.

Saygılarımla.

Bu metni mail olarak btm_tuketici_sikayet@tk.gov.tr adresine gönderdim. Lütfen sizde gönderiniz. Bir tepki olarak. Teşekkürler.

Hatıra…

Hatıralarımız vardır bizi bağlayan zamanlara. Çogunlukla özlem duyduğumuz zamanlara bizi bağlar. Aynı anları yeniden yaşamak için can atarız. Hatıralarımız vardır canımızı acıtır, silip atmak isteriz zamala beraber. Hatıralarımız vardır ne silebiliriz ne de yeniden yaşayabiliriz. Hatıralarımızda bırakmak istemeyiz bazı zamanlarımızı izin vermezler. Engeller koyalar.

Sevdaysa konusu hatıraların aşka dönüşür. Nefretse derinleşir. Adını koyamıyorsanız kimse bilmez durur yürekte. Kaldırır sizi yataktan, uyutmaz.

Hesap verir sonra, kime neden niye olduğu bilinmeden. Yazarsınız… Okunmaz.

Yazamazsınız.  Batar içinize, kanatır…

Nepal.

Hep gitmek istediğim ülkelerden biri. Gezinirken buldum, gezilmeye değer dedim yeniden. Kimbilir belki bir gün…
cloud-river-at-annapurna-in-nepal.jpg

Farklı zamanlar.. Farklı insanlar…

Gece kanepeme uzandım ama aklıma gelen şeylerin aklımdan gitmesini istemedim. Yeniden hatırlayamacaktım belki . Doğumgünümün üzerinden neredeyse birbuçuk hafta geçti o günler ve geçtiğimiz seneleri düşündüm. Geçen sene nerdeydim. Ruhum ve bedenim nerdeydi kiminleydim. Şimdi nasıl. Yalanlarla geçmişti belki.  Yapay bir çok şey yaşamıştık belkide.

Kimler bana ne mesajlar atmıştı. Yanımdaki insanlar neler yapmıştı. Zaman geçtikçe o an yapılanları ve okuduklarımın manasını ögretti bana zaman…Yada manasızlıklarını…

Zaman oyunlar oynuyordu bize her zaman. Zamanın oyunlar oynadığını yazarken bile zaman diyorduk. Bir şarkı çalıyordu radyoda beni oyaladığın zamanlar diye. Oyalanmaktaydık bir girdabın içinde. O yalan bu yalan var birazda sen oyalan.

Aklımdan atamadıklatım olsada bu senede beni hatırlayan arkadaşlarım vardı. Nice yıllara diyenler. Hepsine sonsuz teşekkürler. Bazı arkadaşlarım bana kemikleşmiş felsefemde değişiklik yapmamı hatırlattılar. Bazı arkadaşlarım kitaplar verdiler acıları anlatan. Ve de muzik beni dinlendiren. Bir grup arkadaşımdan da kitaplar aldım. En kısa sürede okumak istiyorum.

Yazı aslında başka duygularla başladı ama bitti farklı bir şekilde bir kez daha kapalı ifadelerle açık hislerimi yazamadan belkide.

Sonradan farkına varmak…

Yine gece oldu,yine insanlar uykuda. Artık bu söz bu blog için klasik oldu.Ben yine bazı değerlendirmeler yaptım. İçimde büyüdü yine, yine sığmadı yine küstüm kendime belki. O kadar yorgunluğa rağmen yine uykum kaçtı. Yazmak istedim. Bu yazışlar biraz ürkek biraz kapalı ama içten. Bu yazışlar benle ilgili ama dünyadan okunabilir. Kendimi yazıyorum ama neden burda. Bu soruların cevaplarını bilemiyorum belkide birisi yazılanları anlar diye belkide en az bir kişi vardır diye belki. Bir mutsuzluk hissettim eve geldiğimde bende mutsuz oldum. Sonra bazı şeylerin daha farklı olması gerektiğini düşündüm. Sonra farkına vardım sonradan. Sonradan üzüldüm. Ama artık sonradan’dı. Kendime kızmaktan gönlüme küsmekten başka birşey yapamadım. Ne de yapmak istediklerimi yapmak için cesaret bulamadım. Sonradan’dı artık. Önceden yapılmalıydı… Zaman geriye dönmezdi… Beklemeye başladım sabahı. Hüzünle…

Özlem..

clouds.jpg

Take Me.

I m here and yours…..
Take me then
Take me inside you
In your veins
Like blood
Take me like a soul from space…
Take me and feel it inside my veins…
Already u r visiting all of my body
Till the last part of my heart.

Ben merkezinde yolculuklar…

Zannediyorum bu yalnızlık yolculuğu zamanımıza has değil, her zaman olmuş, her zaman yaşanmış. Bende zaman zaman neden böyle hislerin içerisinde kaybolduğumuz sorusunu kendime soruyorum. Kendime verdiğim cevaplar farklılık gösterebiliyor. Bu gece cevabım herkesin ben merkezine çıktığı yolculuklar oldu. Ne demek bu biraz açmak istiyorum:

Etrafımıza baktığımızda herkes yalnızlıktan şikayet etmekde ama kimse dönüpte kendisine bakmıyor. Hepimiz kendi merkezlerimize yolculuğa çıkmışız.

Esasen asla doğru bir varış noktası yok çünkü biz yolcluğa çıktığımızdaki benliğimizin merkezini hedeflemiş oluyoruz oysa varsak bile bir yerlere zamanın hızlı değişimi içinde vardığımız nokta hedefimiz olamıyor merkezimiz değişmiş oluyor.

Öyle yada böyle bir yolculukta tüm insanlık, bu yazıyı yazan, okuyanlar ve değerlendirenler. Ulaşamayacağımız hedefimize o kadar kilitlenmişiz ki etfrafta olan bitenden, kendimize neler yaptığımızın farkında değiliz. Zaman hızla akıp gidiyor ne zamanımızı ne duygularımızı ne de aklımızı paylaşabiliyoruz başkalarıyla. Arttıracak olsakda paylaşımlarımızla sahip olduklarımızı.

Bizi buna iten sebepse güven ve gönlümüz. Bir tepe halinde duran güvenimizden değer verdiklerimiz birer avuç alıp götütüyor kalmayıncaya dek. Sonra gönlümüz güvenecek bir liman arıyor umutsuzca. Sonra etkileşim içerisinde bulunduğumuz insanlardan anlayış bekliyoruz, bizi anlamalarını. Ama bu imkansız. Herkes kendi işinde gücünde gönlünde.

Bencilleşiyoruz, yalnlızlaşıyoruz, yok oluyoruz… İnanıncaya kadar. Yalnlızlığı içimizden atıncaya kadar, gerçek birlikteliği bulma şansını yakalayana kadar.

Bir Garip yazıdır bu şimdi… Hayatın gerçeklerinden olan.

Cumartesi kahvaltımı ederken okumuştum ablayı. Temiz birkaç cümlesi var ama teması yanlış. Bence oda denizde yüzemeyenlerin arasında. Bu yazıda yorumlayabileceğim birşeyler var. Esasen yazıyı değilde düşüncesini bu tarzın, ama henüz değil hatırlamak için burada bırakıyorum. Ama sonra plaj gereksinimlerimiz için erkek ve kadınların pek de farklı olmadığını anlatan denemem olacak. Hatta tamamen aynılaşmalar var.

İnsanlık sorunsalında bir küçük portre ama ipuçları olan  genele dair o yüzden burda :)

Türbanlı – tesettürlü Nihal Bengisu Karaca, plaja gitti ve yaşadıklarını RADİKAL’e böyle yazdı:

Click to continue reading “Bir Garip yazıdır bu şimdi… Hayatın gerçeklerinden olan.”

Cumartesi Kahvaltısı.

Genelde günün karanlık saatlerinin çoğunluğunda ayakta olan bir insan olarak sabah kahvlatılarında alınan keyiflerle ilgili sohpetlerden biraz uzak kalırdım. Arkadaşlarım beni ziyaret ettiğinde yaptıklarımız ve keyif aldıklarım hariç kahvaltı ve gazete ikilemesi beni cezbetmez ve ilgimi çekmez. Ancak bugün nedendir bilmem bir sebepten ayaktaydım ve hafifte nispet vaziyette, gzel bir yol kenarında keyifli bir kafeye gittim. Sakindi küçük aile grubu uzaktaki masada oturuyordu. Şeker kız bebekleri olan ve benim kahvaltım boyunca bebegin elindeki, çıngıraklı piknik oyuncağını bebeklerinden almaya çalışan, ağlama sesine çıngırağı yegleyen bir karı-kocadan hariç kimsecikler yoktu.

Her zaman oturduğum masada o bölgede pek de satılmayan gazetelerden aldım, kahvaltı, çay gazete, rüzgar ve birkaç duygunun daha tatını aldım. Hoş bir sabahtı ve kahvaltı bittiğinde, havanın karanlık olmasına az kalmamıştı. Sonuç? – Olması gerekli mi?. Hep karamsarlıklarım değil ya bazende aldığım keyifler var.

Keyiflerinden vazgeçemeyenlere -antiparantez- kızgınlığımla beraber. İlla olacak.