Aşayiş Problemi ve Sosyal Yaşam İlişkisi…

Arabamın kırılan camını yaptırmak için tamirciye gittim. Çok geçmedi başka bir kurban daha geldi. Onunda arabasında hanımı ve çocugu varken kocaman bir kaldırım taşını arka camına fırlatmışlar ve içinde 8 milyar bulunan çantayı alıp kaçmış o soysuz insanlardan biri. Hatta bir akrabası arkasından koşmuş ve yakalamış, adamın eline önce sopa ile vurmuş tekrar yakalayacakken “yaklaşma vururum demiş”. Adam da çekinmiş takip etmeyi bırakmış mecburen.

Şİmdi düşünüyorum bizim malımıza ve canımıza kast ediliyor ama biz kendimizi koruyamıyoruz. Biz çekip vursak adamı yada başka bir şekilde zarar versek suçlu duruma düşeceğiz. Adalet mekanizmasında böyle garip bir durum var. Hoş serbesti olsa bu seferde insanlar bahane ederek, kendi emellerine alet edebilirler yasaları. Bana zarar verecekti ben öldürdüm onu şeklinde. Sonuçta dünya burası. Tabi ben yasa yapıcı değilim . Yasalardanda çok iyi anlamam. Sadece içime sindiremediğim için canımı sıkıyor bu konu…

Çözüm var mı ? Yok, şimdilik. Bence benden daha iyi bilen bir çok kimse vardır bu durumu… Umarım birileri birşeyler yapar.

Son günlerde kulağımıza gelen ve sayıları artan bu tarz olaylar bana şu soruyu düşündürüyor : “Ülkemiz modernleşme sürecinde bazı değerlerine ciddi yaralar mı alıyor ? ”

Bence değerlerimizde ciddi bozulmalar var. Bunlardan birisini ele almak istiyorum, değerlerimize zarar veren şeylerin kaynağında olduğunu düşündüğüm bir konuyu. Tüm zamanların en çok tartışılan konularından: Kadınların çalışması.

Ekonomik ve bazı sosyal şartlar kadınların çalışması gerekliliğini doğurmuş durumda. Tabi bazı kesimlere göre. Derin bir konu, her yönüyle birden yazabilmem imkansız. Dolayısıyla biraz daha özel bir boyutuna inmek istiyorum: Çocuklar konusuna.

Aileler her ne kadar çocukları konusunda birlikte hareket ederek onları yetiştirmek zorunda olsa da daha fazlaca yük annelerin üzerinde doğanın bir kanunu olarak. Ama Kadınların çalışması ile birlikte evlenme ve doğum yapma yaşı yükseldi, kendi çocuğuna erişkin yaşa gelene kadar bakan anne sayısı önemli derece azaldı. Yaş yükselince, çalışma hayatı olunca; insanlarım tahammülleri ve ilgilenme sınırları daraldı. Ayrıca çekirdek aile sisteminin yaygınlaşması ile çocukla ilgilenecek ebeveynlerde yok. Eski sistem anneanne, babaanne bakmıyor artık çocuklarımıza bakamıyorlar. Onları parayla tutulan bakıcılar, kreşler ikame etmeye çalışıyor. Yarınlarımız onlara emanet. Burada onlarda-bakıcı camiasına- haksızlık etmek istemem ama kimse başkasının çocuguna kendi çocugu gibi bakmaz. Bu yadsınamaz bir gerçek.

Çok nadiren bakıcı tarafından daha iyi yetiştirilen çocuklar olabilir. Bu ise çocuğun ailesinin gerçekten “odun” olması ile ilgilidir. :)

Çok boyutlu olan bu konuda benim değerlendirmelerim sığ kalabilir endişesini taşımakla birlikte, artık ilgisiz yetişen, televizyonlarda gözlerini ayırmadan vurdulu kırdılı filmleri, dizileri seyreden, ailesindeki uyumsuzlukları ve güç çatışmalarını görerek büyüyen çocukların tam sağlıklı yetiştiklerini söylemek zor olsa gerek.

Toplumda yapılan değerledirmelerden konu ne kadar ciddi anlamak mümkün. Bir örnek : Onlarla belkide bizden çok zaman geçiren öğretmenlerimizden geliyor “Artık seviye iyice düştü, saygı sevgi yok ” demekteler. Genelde de suç onların üstünde kalıyor. Kendimize iğne batırmadan onlara çuvaldızı saplıyoruz.

Yeğliyoruz çalışmayı/çalıştırmayı, hatta geçenlerde benim bir bayan akrabam “ben çocuk bakmak yerine çalışmayı tercih ederim, daha kolay dedi. ” içimden anormal kızdım. Bakmayacağın çocuğu niye dünyaya getiriyorsun şeklinde. Onun gibi düşünenlerin sayısı fazla ise…. Vay halimize… Gelecekte daha kötü bir sosyal çevre bizleri ve onları bekliyor demektir.Çocukda yapalım kariyerde…. Bilahare yazabilirim umarım bir kaç satır daha…

Allah’tan umut kesilmez. Hepimizi ıslah etsin.