Eski Aşkların Şarkısı…
Sultan-ı Yegah, Nur Yoldaş’tan. Ben ilkokul 1 de iken dinlerdim. Hala severim.. Bir şarkı daha vardı Handan onu bulamadım arşivlerden. Keyifli bir şarkı..
Sultan-ı Yegah, Nur Yoldaş’tan. Ben ilkokul 1 de iken dinlerdim. Hala severim.. Bir şarkı daha vardı Handan onu bulamadım arşivlerden. Keyifli bir şarkı..
E adam yazmış… Sözlerinde katılıdığım en güzel yeri Hata senin kanında var 🙂 Bu arada ritmi biraz yawaş.. yada benim beynim hızlı çalışmaya başladı. Burdada sözler
Nefret ettim bakışlarından, Nefret ettim sana ait olan her küçük zerreden.. Büyüttüm onu içimde, savaşmak için, Kontrol ettim, Gerçekleri anlamak için, Anlamak için dua ettim… Bir kırıntı bulmak için, her saniye geçmişimi sorguladım… Hatırladıkca, Bana bakışlarını ben ağlarken.. Nefret ettim bakışlarından… Değmeyen birine ağlayan gözlerimi…
Mahkum edilmiş bir kapalı kutuda, Bu aşk bu sevda yada adı herneyse, Benim adını koyamadığım, İsim veremediğim gördüklerimle, Yaşadıklarımla ismini bildiğim, Bilemediğim kurtuluşunu duvarların içinden.. Mahkum edilmiş, Zamanın kısa bir diliminde, Sorumlu olmadığım, mahkumuyetime… Bu mahkumiyet devam etti, İnandığım yeni yalanlarla, Yeniden mahkum edildim… İnanmamaya……
Bazen dönüp bakıyorum yaşantıma.. Samimiyetsizlikler, sevmiyorum dediğim bir işim, etrafımda güçsüz insanlar… bir milyon diğer şey, belkide herkesin yaşamında varolan Ulaşmaya çalıştıklarım ama güçsüzlüklerim. Bunalıyorum bunca şeyden hayal ediyorum bazen: Belki herkes gibi… Köyde yaşamak istiyorum, tahta bir evde yaşamak, odun kesmek ormandan, bahçede yetiştirmek…
When u see hot sea… Which is boiling with love, believe them coz they connected to my ocean belive me i m an ocean, belive us, coz it is space endless..
Orhan Ölmez İzin verme demiş… Bende öyle söylemiştim defalarca.. Ama yürek kimseyi dinlemez.. Kralları, firavunları ve diğer hiçbirşeyi. Sadece sevgiliyi dinler… Sadece tek sevgili olduğunu öğrenmek…. İzin vermek sonuna kadar… Burda Orhan Ölmez’in sözleri…
Sokakları ağlıyarak arşınlıyor, Karanlıkların içinde, Belki bir neden ağlıyorsun sorusu bekliyor, Simitçi çocuk… Ne ben soracağım ona Ne de başkası, Neden ağlıyorsun diye, Hatta birazdan dönüp köşedeki ağacın yanından kaybolacaksın, Kaybetmeyecek gibi heybetli duran, Karanlıkları gündüzleri gölyeleyen, O heybetli çınarın… Sonra sen ağlayacaksın bir müddet…
Bu yazıyı okuduğum zaman bana moral olmuştu. Her ne kadar kirlensede herşey, mutluluk ve sır kendi aynalarımızı olabildiğince temiz tutmaktan geçiyor. Eğer onlar yansımaları gösteremeyecek kadar kirliyseler nafile en güzele ulaşmak, nafile diğer şeyler. Ama bütün gücüyle çabalamakta her türlü kirlilik aynalarımızı karartmak için. Ayna…
İş gezisi sırasında soluk aldığım Sarıyer sırtlarında bir yer… Daha sonra onların reklamını ayrıca yapacağım. Ve yoldan bir kaç manzara… [Gallery=8]