Is it Love…

Aleme akacak ticky mekanda durmaz. Kaptırırın koyverin 🙂

Isparta Ziyareti…

Ispartada, sabah arabamda uyurken garip bir telefonla uyandırıldığım bir geziden…
Sancı vermeye alışmış  bir rüzgardan… Başlanğıcı gibi bitişide…. Önemsizleşen… Yaratılan herşey güzel.

Temizlik…

Size de olmuştur. Kontrol edememişsinizdir, hayatınıza insanlar girmiştir. Saflığınıza özenip kendininde saf olduğuna da inandırmıştır. Aslında oda farklı değildir, aynıdır tamamen, diğer korunduklarınızla, ama savunmasız bir kapı vardır her kalede ordan sinsice girer, çıkıp gideceği günki gibi. Yani vardır da aslında yoktur. Hissedersiniz bunu… Yani bir şekilde hayatınızdan bir kısmını çalar…  Arada sırada günah çıkartır….Gün gelir söküp atmanın vakti gelir. Kendiliğinden… Sevdalarla aşılanmış yüreginiz kabullenemez bu sahteliği…

Kan ve irinle karışık tükürür yürek… 
Ve yürek o andan sonra kendini temizlemeye başlar, çekilen esas  acı budur. Diğer herşey önemsiz birer ayrıntı. Tıpkı bahenelerle onursuzluğa devam edilmesi gibi…

Allah herkesi korusun…

Bir Akşam

Aslında… Yok diyorlar

Dön bir bak sesizce etrafına
Seni sen yapan o duyguyu hatırla…
Sahip olduğun herşeyin senden önce de
Bir sahibi vardı bunu unutma
Ayazda bir çocuk ağlıyor neyleyim
Şu kalbim taş değil ki, demir değil ki
Çekip gideyim…
Kalbindeki acıdan,
Tükenmiş genç adam (gencecik kız ağlayan)
Bak dinle tüm gerçeği,
Sana kısaca özetleyeyim…
Aslında yok gibi bazen
Ama var fazlasıyla
Gerçek sandığın bir çok şey de
Yalan aslında…
Aslında tüm bu olanlar bir saşırtmaca
Gerçek sandığın bir çok şey de
Yalan aslında
Yalan aslında herşey yalan aslında
Bu dünya sensiz de döner, döner unutma…

Gökhan Özen’den
Dinlemek için…

Sevgili Günlük

Artık sıkıldım, gecelerin sabaha varışını izlemekten, aklıma gelen şeylerin uykumu kaçırmasından… Belkide bugünüme kadar verdiğim geri dönüşü olmayan kararlardan…
Bilmem neden, aramaya devam….

Akıntıdaki…

Küçük Kızın İsmi…

the_beautiful_enigmatic_flower.jpg

Sabah 4 ve saatlerimin
Akrebi, sensizlikte gösteriyor saati…
Yelkovan, bi haber dönüp durur…
Sıyrılmaya çalışsam da,
Unutmaya ha keza,
Bedenimi ve zihnimi meşgul etsem de,
Seni bana getirmeyen herşeyle,
Senin yanında herşeyim yine…

Bilmem nedendir, bu sevgi, yada ismi herneyse
Bilmem nedendir, kaynağı belirsiz bu acı, acı çektiren isimsiz olsa bile…

Belirlenmiş yolların verdiği belkide…
Belirlenmiş, ikimizin adı olmadan,
Bana sorulmadan,
Sen demeden herşeyin olduğunu söylediğin hiçbirşeyi,

Neden sorusu yok,
Acı çekmek var belki,
Belki de sensizlik yok,
Sevdamı yalnız yaşamak var…

Belki biz yokuz ama,
Şarkılar çarptıkça kalp duvarlarıma,
Titreren yüreğimi;
Hasret yankıları var,

Belki sen yoksun ama,
Benim içimde büyüttüğüm küçük bir kıza verdiğim isim var…

Berkant, 03 Haziran 2007 04:00

Boşluğa Yazılan Yazı…

Kalem kağıda aşık olmuş bu eller.
Senin saçlarının arasına dolaşmak
Yerine.
Aşık olmuş bu kalem
Kağıtlara dokunan şiirlere.
Bitmekten usanmamış,
Yazmış aşkına doyasıya,
Belkide sonsuz bir dokunuş aramış,
Aramış dokunmayı, kağıdın ruhuna.

Usanmaz,
Kalem yazmaktan
Kağıtlar yazılmaktan..

Benim seni seni sevmem gibi,
Usanmayışım gibi hasretimi büyütmekten,
Usanmayışım gibi,
Yavaş yavaş biterken
Dokunamadan seni yazmak gibi…

Berkant, 3 Haziran 2007, Ankara 05:05

Neden Sorusu ?

Güzel yaklaşım:

Efsanevi Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe AIDS’den ölmekteydi.
Dünyanın her kösesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı.
Bunlardan bir tanesi söyle soruyordu:
“Neden Tanrı böyle kotu bir hastalık için seni seçti?”
Arthur Ashe buna su cevabi yazdı:
Tüm dünyada…
50 milyon çocuk tenis oynamaya baslar,
5 milyon tenis oynamayı öğrenir,
500,000 profesyonel tenisi öğrenir,
50,000 yarışmalara girer,
5,000 büyük turnuvalara erişir,
50’si Wimbledon’a kadar gelir,
4’u yarıfinale,
2’si finale kalır.
Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya “Neden ben?” diye hiç sormadım.
Ve bugün sancı çekerken, Tanrı’ya “Niye ben?” mi demeliyim?