Okunacak binlerce sayfa
Okumam gereken o kadar çok şey var ki arkasından yetişemez oldum. İngilizce, Türkçe bi dünya doküman, kitaplar, nası olacak bir iş … Lisanlı okuyucu ve beyne enjekte edici bir cihaz lazım galiba…
Okumam gereken o kadar çok şey var ki arkasından yetişemez oldum. İngilizce, Türkçe bi dünya doküman, kitaplar, nası olacak bir iş … Lisanlı okuyucu ve beyne enjekte edici bir cihaz lazım galiba…
Filme saat 9:30 da girince gecenin ilerleyen saatlerinde başka bir mekana geçmek üzere 3 arkadaş harekete geçtik. Arkadaşlarımızdan birisi süper seviyede elektronikçi ve sırtında bir laptop taşıyor… Yolda yürüken evi aramam lazım ama şarjım bitti dedi. Birden 2 telefon birden uzattık bizimkiler ne güne duruyor diye. 🙂 Çözüm basitti… Ondan sonrasında biz koptuk, teknoloji dehası arkadaşımıza biraz eski bir telefon uzattık garip bir bakıştan sonra… “nassı açılıyor” deyince.. O kadar aleti erdavatı kullan sen cep telefonunu açama.. Sonra bir kaç adım yürüdük nereye gidiyoruz sorusuna teknolojik arkadaşımız “interneti olan bir yere gidelim” dedi gecenin köründe napacaksak netle 🙂 ama söyleme tarzı öldürdü… velhasıl filmden daha çok güldük, hatta bizi izleyenler bile gülmüştür. Ama yaşamak lazım o an anlatmakla kopulmaz… Arkadaşım bana kızma sakın çok süper bir akşamdı….
Sinemalara pek film gelmese de biraz ekşın 🙂 yapalım dedik. Die Hard 4 ‘ e 200 kişilik salonu ama 20 kişilik perdesi olan bir sinemaya girerek izlemeye başladık. Filmin teması klasik felaket senaryosu. Hackerlar amerikada yangın satışı diye birşey yaparak ortalığı karıştırıyor. Daha doğrusu önce başka hackerları kullanıyorlar sonra onları sırayla öldürmeye başlayınca Bruce Amca olaya dahil oluyor. Herneyse film boyunca olayı temizliyorlar. Mutlu sonla bitiyor 🙂 Yüce amerika mesajlarıyla. Klasik abartı bolca mevcut efektler idare eder arada gülmektende kendimizi alamadık “yuh artık” şeklinde.
Ama vakit geçirmek ve eglenmek için gidilebilir.
Filmin sitesi aşağıda abartı rahatça görülebiliyor.
Sabahın ilk ışıkları, ilk ışıklar aydınlatıyor dünyanın kuzey yarımküresini güneyini karanlıkta bırakarak. Aydınlıkla beraber güzellikler ortaya çıkıyor kimi yerlerde, kimi yerlerde ise gecenin sakladığı çirkinlikler ortaya çıkıyor. Biz hangi ruh halindeyse ona göre görüyoruz ona göre yazıyoruz ve ona göre duyuyoruz. Televizyonda karlı dağlar tepeler ve çam agaçları. Güzel görebilmek istiyorum. Güzellikleri hissedebilmek, yazıyorum güzel görebilmeye bir adım daha yaklaşabilmek için.
Uzun süredir lastik tercihlerimde bridgestone yada lassa tercih ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde de yazdığım üzere Bridegestone GR-80 almıştım. Arabanın eskiyen ayakabıları için. Ancak performans ultra yüksek performans sınıfında Lassa İmpetus Sportu yakalayamadı.
Bende satın aldığım yerdeki arkadaşlarıma bu durumu ilettim, sağolsunlar çok ilgilendiler.
Bölge şefimizle görüştürdüler. Bana daha evveldende ismini duydugum Bridgestone adrenalin modelini tavsiye ettiler, biraz düşünmem gerekti tabi… Duygusal nedenlerden. Ama arabamı kullanırken zevk alamıyordum. Bir miktar zarar edecek olsamda denemeye karar verdim. Diğer lastiklerimi vererek 4 adet adrenalin taktırdım.
Sırt dizaynı, dokusu ve hamuru çok iyi. Asimetrik. İç ve dış yanak yapıları da farklı.
Şimdilik şehiriçinde kullandım. Çok fazla yüksek süratlare çıkamadım. Ancak ilk izlenimlerim: adrenalin, arabanın stabilitesi, yük dağılımı yönünden gayet başarılı. Virajlarda daha önceki lastiklerime göre daha iyi bir tutunma ve kontrol sağlıyor. Fren mesafesi kısaldı… Düz yolda giderken akış mükemmel.
Tabi teknik testler yapma imkanım yok ama yapmışlar üretenler. Teknik özellikleri için aşağıdaki adresten yararlanabilirsiniz.
http://www.bridgestone-adrenalin.com.tr/
Yani keyifli bir sürüş, agressif isteklere tepki ve zevk almak istiyorsanız tavsiye ederim…
[poll=7]
Bir bebek gibi emekleyerek,
Emekleyerek, yürümeye çalışıyor bu beden,
Yardım almadan kalkamayacak kadar güçsüz…
Sevmeye çalışıyor bu yürek…
Bir bebeğin gözlerindeki gülümseme kadar saf,
Şarkıların altını çizdiği sözsüz nakaratlar kadar acıklı,
Düşünmekten yorulmuş bedenler kadar ıssız,
Bir o kadar,
Umutsuzca…
Berkant.. Ankara 26/06/07-03:07

Tortuları kalmıştı herşeyin,
Tortular eriyordu dolan her yeni bardak suda,
Her yeni dolan su tortularınla karışıyordu,
Her karışan su içimde erimek bilmeyen yeni tortular bırakıyordu.
Azalmıyordun içimde tortu tortu birikiyordun
Biriktikce bana gelmiyor…
Uzaklaşıyordun
Bir tutam uzaklık
Bir tutam hasret
Bir tutam uykusuzluktun
Kalbimde biriken tortulardın,
Eridikçe kanımda, beni zehirleyen…
Berkant.. Ankara 26/06/07-03:35
Doğuşla başlayan bir hikayemiz var hepimizin. Uzun yada kısa bir zaman geçtikten sonra yaşama veda edişle biten, hikayemizin kısa kısmının sonu. Bu süreçte herkes bir “öz” e sahip. Belki bilinçli olarak belkide bilinçsiz olarak kendimize eklediklerimiz var. Kimi zaman “öz” e ek kimi zaman “öz”e karşı.
Her ne olursa olsun nefes alıp verdikçe etkileşimlerimiz var. Yaşadığımız ortamdan,birlikte olduğumuz insanlardan, uzaklarda öten bir kuş sesinden etkileşimlerimiz. Kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz. Bu oluşların etkilerini kendimize bakıp dışardan değerlendiremediklerimiz var. Değerlendirdiklerimiz var aklımızla, aklımızın yetmeyip ruhumuzun hissettikleri var iyiliğini, kötülüğünü. “Öz”ü geliştiren yada “öz” e zarar veren her anın bizde bıraktıkları var, aldıkları var. Zaman zaman kontrolümüzde zaman zaman bizden izinsiz yada bize sormadan kendiliğinden.
Ya hayatı akışına bırakacağız kontrolsüzce akıp gidecek umarsız, nereye gittiği belli olmadan ya da bir yol çizeceğiz : Hedefimizi belirleyip, asla nihayetlendiremeyeceğimiz aşikar olsa da. O yolda yürümek var.
Yolumuzu belirlediğimizi düşünürsek o yolda kimi zaman sapışlar var, sağa sola değişimler var rotada, elimizde olarak yada kendiliğinden…
Ne zaman akılla kontrol edemedik. Ruhumuz bizi uyardı: Yolları düzeltmek var. Ya da bırakıp beklemek kalbin kararmasını, tercih bizim…
İçimizde hep batan bir sızı var kalp tamamen kapkara olana kadar. Sonra kapkara kalpten bir damla aydınlık beklemek var. Mutluluk aramak, tatmin olmak, maddi beklentiler var. Hepsini elde etsekde bir damla mutluluk bulamamak var.
Yada karardıkca kalpler ne şekilde olursa olsun, elimize alıp silgileri, gerekli temizliyicileri yıkamak var kalbi… “Kim” yada “Ne” artık ne iz bıraktı ise üzerimizde. Gereklileri bırakmak, bize batan tüm dikenleri çıkartmak, etrafında yarattığı karanlık delikleri silmek var… İzi kalsada…
Hayata karşı bir refleks var içimizde, kimi zaman bu refleksler bizi itsede karanlıklara…. “Öz” ü hatırlayıp, “öz” e dönmek var…
Her ne kadar mücadele zorda olsa, tüm dağlarla savaşmak gereksede, yılmak yok ölmek var… Yakalamak var ötesini her ne kadar korkutsa da, inanmak var, güvenmek var…
Beklemek var hep…. Hep var olan oluşumuza dönüşümüzü…
Deneme… Berkant. 04:47 Serinleten bir sabah esintisi sayesinde… 24/06/07/Ankara