Take Me.

I m here and yours…..
Take me then
Take me inside you
In your veins
Like blood
Take me like a soul from space…
Take me and feel it inside my veins…
Already u r visiting all of my body
Till the last part of my heart.

Ben merkezinde yolculuklar…

Zannediyorum bu yalnızlık yolculuğu zamanımıza has değil, her zaman olmuş, her zaman yaşanmış. Bende zaman zaman neden böyle hislerin içerisinde kaybolduğumuz sorusunu kendime soruyorum. Kendime verdiğim cevaplar farklılık gösterebiliyor. Bu gece cevabım herkesin ben merkezine çıktığı yolculuklar oldu. Ne demek bu biraz açmak istiyorum:

Etrafımıza baktığımızda herkes yalnızlıktan şikayet etmekde ama kimse dönüpte kendisine bakmıyor. Hepimiz kendi merkezlerimize yolculuğa çıkmışız.

Esasen asla doğru bir varış noktası yok çünkü biz yolcluğa çıktığımızdaki benliğimizin merkezini hedeflemiş oluyoruz oysa varsak bile bir yerlere zamanın hızlı değişimi içinde vardığımız nokta hedefimiz olamıyor merkezimiz değişmiş oluyor.

Öyle yada böyle bir yolculukta tüm insanlık, bu yazıyı yazan, okuyanlar ve değerlendirenler. Ulaşamayacağımız hedefimize o kadar kilitlenmişiz ki etfrafta olan bitenden, kendimize neler yaptığımızın farkında değiliz. Zaman hızla akıp gidiyor ne zamanımızı ne duygularımızı ne de aklımızı paylaşabiliyoruz başkalarıyla. Arttıracak olsakda paylaşımlarımızla sahip olduklarımızı.

Bizi buna iten sebepse güven ve gönlümüz. Bir tepe halinde duran güvenimizden değer verdiklerimiz birer avuç alıp götütüyor kalmayıncaya dek. Sonra gönlümüz güvenecek bir liman arıyor umutsuzca. Sonra etkileşim içerisinde bulunduğumuz insanlardan anlayış bekliyoruz, bizi anlamalarını. Ama bu imkansız. Herkes kendi işinde gücünde gönlünde.

Bencilleşiyoruz, yalnlızlaşıyoruz, yok oluyoruz… İnanıncaya kadar. Yalnlızlığı içimizden atıncaya kadar, gerçek birlikteliği bulma şansını yakalayana kadar.

Bir Garip yazıdır bu şimdi… Hayatın gerçeklerinden olan.

Cumartesi kahvaltımı ederken okumuştum ablayı. Temiz birkaç cümlesi var ama teması yanlış. Bence oda denizde yüzemeyenlerin arasında. Bu yazıda yorumlayabileceğim birşeyler var. Esasen yazıyı değilde düşüncesini bu tarzın, ama henüz değil hatırlamak için burada bırakıyorum. Ama sonra plaj gereksinimlerimiz için erkek ve kadınların pek de farklı olmadığını anlatan denemem olacak. Hatta tamamen aynılaşmalar var.

İnsanlık sorunsalında bir küçük portre ama ipuçları olan  genele dair o yüzden burda 🙂

Türbanlı – tesettürlü Nihal Bengisu Karaca, plaja gitti ve yaşadıklarını RADİKAL’e böyle yazdı: Devamını oku →

Cumartesi Kahvaltısı.

Genelde günün karanlık saatlerinin çoğunluğunda ayakta olan bir insan olarak sabah kahvlatılarında alınan keyiflerle ilgili sohpetlerden biraz uzak kalırdım. Arkadaşlarım beni ziyaret ettiğinde yaptıklarımız ve keyif aldıklarım hariç kahvaltı ve gazete ikilemesi beni cezbetmez ve ilgimi çekmez. Ancak bugün nedendir bilmem bir sebepten ayaktaydım ve hafifte nispet vaziyette, gzel bir yol kenarında keyifli bir kafeye gittim. Sakindi küçük aile grubu uzaktaki masada oturuyordu. Şeker kız bebekleri olan ve benim kahvaltım boyunca bebegin elindeki, çıngıraklı piknik oyuncağını bebeklerinden almaya çalışan, ağlama sesine çıngırağı yegleyen bir karı-kocadan hariç kimsecikler yoktu.

Her zaman oturduğum masada o bölgede pek de satılmayan gazetelerden aldım, kahvaltı, çay gazete, rüzgar ve birkaç duygunun daha tatını aldım. Hoş bir sabahtı ve kahvaltı bittiğinde, havanın karanlık olmasına az kalmamıştı. Sonuç? – Olması gerekli mi?. Hep karamsarlıklarım değil ya bazende aldığım keyifler var.

Keyiflerinden vazgeçemeyenlere -antiparantez- kızgınlığımla beraber. İlla olacak.

Farklılaşamama sendromu.

Kimilerimiz birilerimizle, sessiz yada gürültülü konuşmalar içerisinde kaybolup gidiyoruz. Genelde temalar; çok klasik, alışılagelmiş, sıradan, gelişigüzel olmanın ötesine gitmiyor. Toplam 10 kelimenin yerlerini değiştirerek soruyoruz. Kimilerimiz cesur ve zeki, kimilerimiz ise kurnazlık arkasına sığınmış. Devam edecek bu tarz konuşmalar bir süre daha bence. Bir süre derken kıyamete ne kaldı şunun surasında… Birde ben kendimi geliştirip de içimdekileri bir dökebilsem güzel şeyler söyleyeceğim. Stendahl dan biraz devam edeyim bakalım neler getirecek.

Farklılaşamama neden bir sendrom diye sormak gerekirse, herkes farklı olmak istiyor, farklı olduğunu iddia ediyor. Ben kendim dahil bir farklılık göremiyorum. Standarlarımızı koyamamışlar ama temel 2 olay üzerinde dönüyor heşey. Diğer bazı enstrümanlar iste bazen kan, bazen mutluluk, bazen hiçbirşey olarak geri dönüyor bize. Sıradanlaşıyorsunuz, farklışamanıza ve farklı kalmanıza izin vermiyorlar…

Drive… I m driving so fast soon crash on wall

Incubus – Drive

Sometimes, I feel the fear of uncertainty stinging clear
And I can’t help but ask myself how much
I’ll let the fear take the wheel and steer.
It’s driven me before, and it seems to have a vague,
haunting mass appeal.
But lately I’m beginning to find that I
should be the one behind the wheel.

Whatever tomorrow brings,
I’ll be there with open arms and open eyes, Yeah
Whatever tomorrow brings, I’ll be there..I’ll be there.

So, if I decide to waiver my chance to be one of the hive
Will I choose water over wine and hold my own and drive?
Aah-ah-oo-o-o.

It’s driven me before and it seems to be the way
that everyone else gets around.
But lately I’m beginning to find that when
I drive myself my light is found.

Whatever tomorrow brings,
I’ll be there with open arms and open eyes, Yeahhh
Whatever tomorrow brings, I’ll be there…I’ll be there.

Would you choose water over wine….hold the wheel and drive?

Bakış açıları: Bilgelerden.

Bir bilgeye sormuşlar:

– Bir insanın zekasını nereden anlarsınız ?
– Konuşmasından.
– Ya hiç konuşmazsa ?

O kadar akıllı insan yoktur ki !..

***

Bir bilgeye nasıl bu kadar doğru kararlar alabildiğini sormuşlar,
“Deneyim” demiş.
O deneyimi nasıl kazandın, diye sormuşlar
“Hatalarımla” demiş

***

Bir bilgeye sormuşlar:
Efendim canınız ne istiyor ?

Bilge cevaplamış:
Canım hiçbir şey istememeyi istiyor…

ve devam etmiş…
Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur…

***

Bir bilgeye ” Nasıl insan oluruz ?” diye sormuşlar ya.
“Üç adım atlama” gibi bir cevap vermiş bilge kişi:
Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir,
İnsanlığa attığın ilk adım budur…

Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın.

Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun

***

Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
´Sevmek´ demiş…
Peki sonra? demişler…
´Sevilmek´ demiş…
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor ? demişler…
O da demiş ki ´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir…

***

Bilgeye Sormuşlar;
– insan neden dilek diler ?
– insan gerçekleşmesi için diler, ama bilmez ki gerçekleştirmek için dilemek gerek.

***

Bir bilgeye sormuşlar en mutlu insan kimdir.

İşte o dağdaki çobandır demiş.
Neden diye sormuşlar.

Çünkü demiş insan bildikleriyle yaşar, onun bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil.

Haber7

Sene 2007…

orfoz.jpg

sessiz sakin ve uzak,
uzak yakın ama sessiz,
yakınlaşan bir uzaklıkta,
suskun.

Suskunlaşan bir gecede yalnız.
Geceleşen bir yalnızlıkta derinleşen sen,
Senleşen herşeyde nefretim,
Nefretleşmelerimle yüzleşmelerim,
Yüzleşemediğimlerimle birlikteliklerim,
Birlikteliklerimde anlayışlaşamadıklarımız…

Suskun bir birliktelikte derinleşen ben…
Dipsiz bir kuyu gibi.

Lie…

lie.jpg
I m dying…
One time tell me a lie
And tell me: I was in love with you
And I can feel peace when I m dying
It is not need to be true…

No…

Don’t lay me again
I m dying…
Tell me truth and
Leave me alone when i m
And I can feel peace inside me..
I want to die without any lies
Like you…

Berkant, Ankara, 11/08/2007

Yaşasın Kardeşim Evleniyor…

sese.jpg

Sevgili kardeşime mutluluklar diliyorum… Canım benim koca adam oldu… Evleniyor. Bahtları açık olsun.

Hoş gecenin köründe bana müzik arattırdı 4000 tane baktım ama nafile.. Olsun ama yıkarım ortamı ben 🙂 Benim kardeşimmm.